Öncelikle sizi ve firmanızı kısaca tanıyabilir miyiz?
Tekirdağ Süleymanpaşa merkez doğumluyum, şu anda 65 yaşındayım. Tekstil ve mefruşat sektöründe çalışmak üzere memleketime geri döndüm. Yıllar sonra yaşadığımız büyük bir kaza nedeniyle ciddi bir bütçe kaybına uğradık ve iş yerimizi kiraya vermek zorunda kaldık. Bu sürecin ardından kanserle mücadele ettim ve ameliyat geçirdim. Bir süre sonra kiracımız işini sürdüremediği için dükkândan ayrıldı. Bunun üzerine iş yerimizi yeniden kiraya vermek yerine, kendi işimizi yapmaya karar verdik. Kuyumculuk ya da beyaz eşya sektörüne girmeyi düşündük. Çok sayıda personel çalıştırmayı gerektirmeyen bir alan olmasını istedik. Kuyumculuk için mağazamızın lokasyonu uygun olmadığı için tercihimizi beyaz eşyadan yana kullandık. BSH’ı seçmemizin en önemli nedeni ise lojistik anlamdaki güçlü altyapısı oldu. Diğer firmalarda sıkça yaşanan stoklama ve ürün temini sorunları BSH’ta yok. Müşterinin ürününü koruma gibi bir endişe yaşamıyoruz; ürünler garanti altında ve sistem sorunsuz işliyor. Sisteme girdiğimiz ürünler, doğrudan ve problemsiz bir şekilde müşteriye ulaştırılıyor. Bu süreçte BSH’ın bize çok büyük destekleri oldu. Şirketimizi 2020 yılı şubat ayında kurduk ve 4 Temmuz 2020 tarihinde fiilen faaliyete geçtik. Sektöre yabancı olmamıza rağmen firma tarafından yalnız bırakılmadık. Yılmadan, sabırla bize destek oldular. Bugünlere bu desteklerle geldik.
Mağazanızın fiziki özelliklerinden bahseder misiniz? Tüketicilere sunduğunuz farklılıklar nelerdir?
Mağazamız tamamen kendi öz mülkümüz. Bizden önceki Profilo bayilerinin markaya yeterince yatırım yapmadıklarını açıkça gördük. Fabrika bu bölgede olmasına rağmen, Profilo’nun diğer markalardan farkı ne yazık ki tüketiciye yeterince anlatılamamış olması. Biz hâlâ bu algıyla mücadele ediyoruz. Mağazamıza gelen birçok müşteri, Profilo ürünlerinin ucuz, sağlam ama teknolojiden uzak olduğunu düşünerek geliyor. Hatta hâlâ “tuşlu telefon” zihniyetiyle gelen müşterilerimiz var. Oysa teknoloji anlamında çok farklı bir noktaya geldik ve bunu daha da ileri taşımak istiyoruz. Bu süreçte BSH’ın desteği bizim için çok önemli; ancak bu desteğin yeterli seviyede olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle mağazamıza gelen müşteri profili genellikle Bosch ya da Siemens müşterisi olmuyor. Daha çok fiyata odaklanan bir kitle geliyor. Oysa müşteriler Profilo’nun sağlamlığını zaten biliyor. Fiyatlarımız, pazarda önde koşan markalarla aynı seviyede; hatta bazı ürünlerde daha da avantajlıyız. Buna rağmen, “ucuz ama geri teknoloji” algısı nedeniyle müşteri kaybı yaşayabiliyoruz. Oysa mağazamıza gelen herkesin, en ileri teknolojiye ulaşabileceğini bilmesi gerekiyor. Biz eski bir Renault 12 değiliz; otomobille kıyaslayacak olursak biz Audi’yiz. Mağazamızda 70 + 70 metrekarelik bir alanda müşterilerimize hizmet veriyoruz. Bu alan zaman zaman yetersiz kalıyor. Ürün gamı büyüdükçe daha geniş bir alana ihtiyaç duyuluyor. Her ürünü teşhir edemiyoruz, altlı üstlü yerleşimde ise ürün taşıma konusunda zorluklar yaşıyoruz. Yeni bir bayi olduğumuz için, ürün taşıma ve yerleşim konularında da hâlâ öğrenme sürecindeyiz. Bu noktada BSH’ın sunduğu destekler gerçekten çok kıymetli.

Bölgenizden ve tüketici yapınızdan kısaca bahseder misiniz?
İlk açıldığımızda mağazamız daha merkezdeydi. Ancak bir AVM’nin açılmasıyla birlikte çarşının ekseninde bir kayma yaşandı. Biz de ister istemez biraz daha dışarıda kaldık; yine de kendimizi hâlâ ikinci bölgede konumlandırıyoruz. Bölgede yavaş yavaş bir değişim var ama tüketicinin bilindik markalara olan aşinalığı ve marka takıntısı hâlâ çok güçlü. Burada yalnızca fiyat değil, ürünün dış görünüşü de oldukça önemli. Belirli bir müşteri kitlesi özellikle üst segment, ileri teknolojili ürünleri soruyor. Zaman zaman trendler öne çıkıyor: Bir dönem robot süpürge furyası başladı, sonra duruldu. Ardından airfryer’lar gündeme geldi, onlar da söndü. Daha sonra latte makineleri konuşulmaya başlandı. Bu ürünlerin çoğu saman alevi gibi parlayıp kısa sürede sönüyor. Bizim asıl hedefimiz, Profilo markasına bakışı değiştirmek. Bölgede Profilo yeterince tanınmıyor ve birçok kişi bunun BSH markası olduğunu dahi bilmiyor. Profilo; sağlam, ucuz ve kullanışlı bir marka olarak biliniyor ama ne yazık ki “teknolojiden uzak” algısıyla anılıyor. Oysa gerçek böyle değil. Profilo’nun teknolojisi son derece güçlü ve birçok markadan daha ileri seviyede. Özellikle genç tüketiciler teknoloji kadar görselliğe de önem veriyor. Biz de hem teknolojik hem tasarım anlamında Profilo’nun geldiği noktayı doğru şekilde anlatmak ve bu algıyı kırmak istiyoruz.
Profilo markası sizin için ne ifade ediyor?
Profilo, cazip ama adeta grubun içinde öksüz bırakılmış bir evlat gibi. Potansiyeli var, performans bekleniyor ama gerekli ilgi ve yatırım yeterince hissedilmiyor. Örneğin hâlâ kurutma makinelerinde gri renk seçeneği yok. Bazı ürün gruplarında inoks bulunmuyor; inoks olan modellerde ise bu kez beyaz renk yer almıyor. Ankastre fırınlarda gri ve siyah alternatifleri sunulamıyor. Tüketicinin görsellik ve bütünlük beklentisi bu noktada karşılık bulamıyor. Profilo, kenarda duran ama her zaman yüksek performans beklenen bir marka gibi konumlandırılmış durumda. Oysa doğru ürün çeşitliliği ve daha güçlü bir destekle çok daha farklı bir noktaya taşınabilecek bir potansiyele sahip.
Beyaz eşya sektörünün sorunları nedir? Bunlar için önerileriniz nedir?
BSH olarak üretim planlamasına daha dikkat etmeleri gerekir, ancak bu sıkıntılı durum sadece BSH’ın problemi değil sektördeki diğer markalarda da aynı sorun var ve tüm markalar üretim planlamalarında ciddi sıkıntılar yaşıyor. Herkes “en çok ben üretim yaptım, en çok ben sattım” yarışının içinde. Eskiden müşteri mağazaya girerken önünü iliklerdi, ürün değerinde satılırdı. Bugün ise neredeyse seyyar satıcı konumuna düşmüş durumdayız. Bunun temel nedeni firmaların yanlış üretim ve satış politikaları. Eğer yurt dışına yeterince satış yapamıyorsanız, üretimi kısmak ve iç piyasayı gereğinden fazla doyurmamak gerekir. Aksi halde ciddi bir dengesizlik oluşuyor.

İşinizi severek yapıyor musunuz?
Çok güzel bir meslek. Ürünü teslim ettiğinizde ve müşteri mutluysa, tüm yorgunluğunuz bir anda geçiyor. Cumartesi-pazar, bayram demeden çalışıyoruz; bu da ister istemez sosyal yaşamı kısıtlıyor. Mağazada şu an iki kişiyiz, zaman zaman dışarıdan destek alıyoruz. Oğlumla birlikte çalışıyoruz.
Bu işi başkalarına tavsiye eder misiniz?
Bu durumda değil. Normal şartlarda bir ürünü aldığınız fiyat ile sattığınız fiyat arasındaki fark kazancınızdır. Ancak şu anda bizde sistem bazen tam tersine işliyor. Bir ürünü 5 TL’ye alıp 4–4,5 TL’ye satmak zorunda kalıyoruz. Aradaki farkı kapatabilmek için de dışarıdan destek almamız gerekiyor. Üstelik dükkân kiraysa, durum çok daha sıkıntılı hale geliyor. Ortada görünen bir kazanç yok. Yıl sonunda yapılan envanterde elinizde ne varsa, kazancınız da aslında odur. Eğer aradaki artılarla yeni bir şey alabiliyorsanız, bunu kazanç olarak görüyorsunuz. Ama iş stabil gidiyorsa, bu da aslında kazanç olmadığı anlamına geliyor.

İlk yorum yapan olun