Babam beyaz eşya tüccarıydı, ben Siemens bayisiyim

Gülçin Acartürk / Acar Gean Ev Teknolojileri Tekirdağ Siemens Bayisi

Öncelikle kendinizi ve firmanızı tanıyabilir miyiz?

1979 yılında İstanbul’da doğdum. Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunuyum. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı üzerine yüksek lisans yaptım. Mesleğim avukatlık; aynı zamanda marka ve patent vekiliyim. 2018 yılına kadar beyaz eşya sektörüyle doğrudan bir bağım yoktu. Bu alan, sadece aile işimizdi. Ancak 2018 yılında babamın vefatıyla birlikte, zorunlu olarak beyaz eşya bayiliğinin başına geçtim. Şirketimizin adı AcarGean. İsim; babamın, annemin ve kardeşimin adlarının birleşiminden oluşuyor. 2019 yılına kadar Acar Pazarlama ismiyle faaliyet gösterdik. Acar Pazarlama, sektörde uzun yıllar tanınan; 42 bayiliği bulunan, 39 yıl faaliyet göstermiş köklü bir şirketti. Siemens ve Profilo’nun münhasır bayiliklerinin yanı sıra yatak, motosiklet, bisiklet gibi ürünlerin de satıldığı, eski tip karma kasaba mağazalarımız vardı. Babam Ahmet Acartürk aslında yeminli mali müşavirdi. 1972 yılında Tekirdağ’a gelmiş, vergi dairesinde çalışmaya başlamıştı. Daha sonra defterdarlık görevinden istifa ederek yeminli mali müşavirlik yaptı. Ticaret hayatına Acar Kırtasiye ile adım attı; yazar kasa satışıyla devam etti. Ardından Simtel markasıyla beyaz eşya sektörüne girdi. Tarihi Rüstem Paşa Çarşısı’nda küçük bir Simtel mağazası açtı; termosifon ve yazar kasa satışıyla başlayan bu yolculuk zamanla tam kapsamlı bir beyaz eşya mağazasına dönüştü. Beko ve Electrolux markalarının eklenmesiyle karma mağaza yapısı oluştu. Kız kardeşim iç mimar. Eğitimini tamamladığından bu yana işin içinde; özellikle satış tarafında aktif rol aldı. Ben ise 2018 yılında, babamın vefatının ardından ortaklığın bize geçmesiyle bu işe dahil oldum. Açıkçası “iş başa düştü.” Karşılaştığımız tablo oldukça ağırdı: Üç büyük depo dolusu ürün, 42 farklı marka bayiliği ve ciddi banka borçları… Kardeşimin bilgisi de satışla sınırlıydı. Ben yaklaşık üç ay süren yoğun bir yas dönemi yaşadım. Ardından depolara girdik; karşı karşıya kaldığımız stok yükü ve finansal tablo gerçekten ürkütücüydü. Bazı mağazaları tasfiye etme kararı aldık. “Bir karma mağaza bırakalım ve tek bir markayla ilerleyelim” dedik. Markaların lojistik yapısını, ürünlerini ve stok yönetimini detaylı şekilde inceledik. Siemens’i tercih etmemizdeki en önemli neden, bir yıl içinde lojistiği Horoz Lojistik’e devredeceklerini taahhüt etmeleriydi. Bu, depo maliyetlerinin ortadan kalkması anlamına geliyordu. Ayrıca bölgedeki Siemens yöneticileri bana gerçekten büyük destek verdi; adeta bayinin müdürü ve çalışanı gibi sürecin içinde oldular. Depolardaki malları boşalttık, bayiler bulduk, banka borçlarını ödedik. Yüksek enflasyon dönemiydi; şirket aslında batık durumdaydı ve konkordato alabilecek noktadaydık. Ancak kardeşim, “Babamızın adına leke sürmeyelim, borçları ödeyeceğiz” dedi. Pandeminin sonuna kadar süren tasfiye sürecinde, beyaz eşyaya olan talebin artması elimizdeki stokların değerlenmesini sağladı. Açıkçası şansımız yaver gitti ve bu stoklar tüm borçlarımızı kapatmamıza imkân verdi. Bu süreçte çalışan kadromuzu da yeniledik. Babamdan kalan personel yeni yapıyı, sistemi ve teknolojik alt yapıda çalışmayı istemediler trajik bir sabit zihniyetle karşılaştım dolayısı ile yolları ayırdık. Eski sistemi tamamen değiştirerek daha düzenli, daha teknolojik, stok maliyetlerinin hesaplandığı ve satışın kontrollü yönetildiği yeni bir yapı kurduk. Artık stoklara detaylı bakıyoruz; geçen yıl ne satılmış, kaç adet alınmış, hangi ürün dönmüş, hepsini analiz ediyoruz. 2018 Ekim ayında 42 farklı bayiliğin tamamını, yalnızca Siemens ve Uğur’u bırakarak feshettim. Ortaklık değişikliğini duyurduk, yeni ismimizi belirledik. Diğer markalara teşekkür ederek ekonomik durumumuzu şeffaf biçimde anlattık. Mağazaları tek bir merkezde topladık; yeminli mali müşavirlik ve avukatlık ofislerimizi de buraya taşıdık. O günden bu yana Siemens ve Uğur ile yolumuza devam ediyoruz. Siemens tarafında lojistiğin Horoz Lojistik’e geçmesiyle araç, hamal ve benzeri operasyonları da tasfiye ettik. Bu yükle baş edebilecek durumda değildim. Ürünün tüketiciye güvenli şekilde ulaşma sorumluluğu aracı kuruma geçti. Müşteri memnuniyeti arttı, bizim üzerimizdeki hem ekonomik hem de sosyal yük ciddi şekilde azaldı. Bugün yalnızca satış ve pazarlamaya odaklanıyorum. O günden beri de bu yapıdan son derece memnunum.

Bölgenizden kısaca bahseder misiniz?

İstanbul yolunda konumlanan ilk mağaza biz olduk. Aynı zamanda Tekirdağ’daki tek Siemens bayisiyiz. Bu da bölgenin potansiyelini net biçimde ortaya koyuyor. Aslında burada beyaz eşya pazarı çok yüksek değil; yerleşik nüfus sınırlı. Sanayinin olmadığı, turizm kenti gibi görünen ama tam anlamıyla turistik olmayan, deniz manzaralı bir şehirden söz ediyoruz. İstanbul’a yakınlığı ise kentin en büyük avantajı. Önümüzdeki süreçte çevre yolunun aktif hale gelmesiyle birlikte İstanbul’dan ciddi bir nüfus akışı bekleniyor. Bu yönüyle bakıldığında, bölgeyi “küçük bir İzmir”e benzetebiliriz. Ekonomisi ağırlıklı olarak çevre köylerde yapılan tarıma dayanıyor; şehir merkezinde ise insanlar daha çok yaşamayı tercih ediyor. Üniversitenin kurulmasıyla birlikte demografik yapı da kısmen değişti ve şehir daha dinamik bir profile doğru evrilmeye başladı.

Tüketicinin markanıza bakış açısı nasıl?

Tüketiciyi temelde ikiye ayırmak mümkün. Bir grup yalnızca fiyat odaklı; daha ucuz ürünü tercih edenler. Diğer grup ise ürünün kalitesini ve markasını ön planda tutanlar. İyi bir beyaz eşya markası almak isteyenler için, bana göre Siemens’in dışında gerçek bir alternatif yok. Markaya bu kadar güveniyorum. Zaten arkasında durduğum için de özellikle Siemens’i tercih ettim. Bir de Siemens almak isteyip çeşitli nedenlerle alamayan bir müşteri grubu var. Açıkçası herkesin Siemens almak istediğini düşünüyorum; ancak bu tamamen bütçe ve para politikalarıyla ilgili bir durum.

Siemens markası sizin için ne ifade ediyor?

Benim için en önemli kriter kalite ve tüketici memnuniyeti. Sattığı ürünün arkasında sonuna kadar duran bir markayla çalışmak çok değerli. Biz burada babadan devraldığımız bu işi 35 yılı aşkın süredir sürdürüyoruz. 100–150 bin nüfuslu bir yerdeyiz; herkesin birbirini tanıdığı bir şehir. Bu nedenle sattığım markanın arkasında duramamak gibi bir durumu asla istemezdim. Markanın kalite anlayışı, güvenilirliği ve ürünlerinin her koşulda arkasında duruyor olması, tercihimi belirleyen en önemli unsurlar oldu.

İşinizi severek yapıyor musunuz?

Henüz bunu tam anlamıyla kendi işim olarak kabul edebilmiş değilim. Hâlâ biraz avukat refleksiyle, daha temkinli ve analitik düşünerek yaklaşıyorum. Bir yandan avukatlık, bir yandan perakendecilik var.

Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Ben aktif satışta hiçbir şekilde var olmuyorum. Mağazalara oturmaya bile çağırmıyorlar. Çünkü iki yıl öncesine kadar insanlar kurutma makinesini neden alsınlar diyordum. Su sebiline neden ihtiyaç var diyordum. “Satış kasım” çok güçlü değil. Avukatlığın şirketi mali olarak düze çıkarırken çok faydası oldu. Yönetim tarafını çok iyi yaptım. Bankalarla mücadele gücüm çok iyi. Tüketici ile sorun olduğunda direk müdahale edebiliyorum. Hukuken kritik noktalarda daha iyi müdahale edebiliyorum. Bu işi düzenli şekilde yapmak istediğim için işlevsellik zaman zaman azalıyor. Satış etkilenebiliyor. Örneğin biri gelip burada farklı bir markayı övdüğünde git onu al diyorum. “Mağazacılık kasım” yok benim.

Bu iş sürdürülebilir mi sizce? Çocuklarınıza önerir misiniz?

Bu işe girdikten sonra beyaz eşyacılığı ikiye ayırdım: Beyaz eşya ticareti yapmak ve Siemens bayisi olmak. Ben kendimi beyaz eşya tüccarı olarak değil, Siemens bayisi olarak tanımlıyorum. Siemens mağazacılık modelini sürdürme yönünde ana kararını koruduğu sürece bu işi devam ettiririz. Bu yapı devam ederse, çocuğumun da bu işi yapabileceğine inanıyorum. Ancak marketçilik gibi bir modele dönülürse, bu noktada devam etmeyi düşünmem. Beyaz eşya ticareti tarafında kendimi hâlâ yeni görüyorum; bu konuda kesin bir yorum yapamam. Zaten perakendecilik dünyada genel olarak küçülen bir alan. Ama Siemens bu kararlılıkla yoluna devam ederse biz de devam ederiz. Babam beyaz eşya tüccarıydı, ben Siemens bayisiyim. Siemens olmazsa bu işi yapmam; başka bir bayilik de düşünmüyorum. Bir işin gerçek anlamda profesyoneli olabilmek için en az 10–15 yıl o işin içinde olmak gerektiğine inanıyorum.

Sektörün sorunları nedir? Bunların çözümü için önerileriniz nedir?

Büyük resme bakmak gerekiyor. Beyaz eşya bayilerinin genel sosyolojik yapısına baktığımızda, çoğunun aslında tüccar zihniyetiyle hareket ettiğini görüyoruz. Eskiden bir şehirde kuyumcular ve beyaz eşyacılar o kentin zenginleri olarak anılırdı. Bugün ise beyaz eşya bayilerinin büyük bölümü sermayesi güçlü insanlar tarafından yönetiliyor. Dolayısıyla yatırdıkları sermayenin karşılığını da doğal olarak bekliyorlar. Ancak bu tüccar bakış açısı; yüksek stoklanma, ekonomik tabloyu yeterince takip edememe ve banka yönetiminde yaşanan zafiyetlerle birleştiğinde sektör ciddi bir kırılmaya sürüklendi. Sonuç olarak fiyat kırmalar, spot satışlar ve bugün gelinen noktada internet üzerinden mal verme alışkanlığı ortaya çıktı. Piyasa adeta “kırma” mantığıyla ilerliyor. Krize giren bayilerin bu tutumu, sadece kendilerini değil tüm sektörü etkiliyor. Artık suyu bulandırmanın ötesine geçip piyasayı kirletiyorlar. Müşteri bu farkı anlayamıyor; ‘İnternette daha ucuz’ diyor. Oysa bu durum müşteriyi değil, bayiyi ilgilendirir. Çünkü bizim kâr marjlarımız zaten çok düşük. Düşük kârlarla çalıştığımız için işimizin röntgenini çok iyi çekmek zorundayız. Kazandığımız parayı nereye yatırdığımızı doğru analiz etmemiz gerekiyor. Geçmişte bazı bayiler, yüksek kazanç dönemlerinde işten çektikleri parayı başka alanlara – örneğin inşaata– yönlendirdi. Bu da bugün yaşanan krizlerin temel nedenlerinden biri oldu. Bugün bir beyaz eşya mağazasının ayakta kalabilmesi için 3–4 milyon TL ciro yapması gerekiyor. Bunun yaklaşık 2 milyon TL’si doğrudan mal bedeli. Giderlerinizi buna göre planlamanız şart. Bu nedenle kriz dönemleri için mutlaka bir küçülme projesi hazırlamak gerekiyor. Son 3–4 yıldır sektör ciddi bir kriz yaşıyor ve artık her bayinin bir küçülme planı olmalı. Çünkü bizim işimiz yüksek borç yükünü kaldırabilecek bir yapı değil. Bugün bazı bayiler ‘50 milyon TL malım var, 70 milyon TL borcum var’ diyebiliyor. Eskiden enflasyonist ortamda ürün fiyatları arttıkça bu tablo bir şekilde taşınabiliyordu. Ancak bugün, işinize dışarıdan düzenli bir nakit akışı sağlamıyorsanız, kazandığınız paranın mutlaka bir kısmını yeniden mal alımına ayırmak zorundasınız. Özetle sektör; doğru yönetilemeyen işletmelerin ürünleri ucuza satması, internet satışları ve teknoloji marketlerin etkisiyle giderek daha derin bir krize sürükleniyor.

Yaptığınız işin bir kadın bayi olarak keyifli ve zorlu yanları nelerdir?

Beyaz eşya bayiliği kaliteli ve temiz bir iş. Muhatap olduğunuz kişiler genellikle alım gücü olan, bilinçli müşteriler. İnsanı geliştiren bir alan. Özellikle dekorasyona ilginiz varsa, kadınlar için de son derece uygun ve keyifli bir meslek. Paradan çok yaptığı işten keyif alıyorsanız, aslında büyük bir iş yapıyorsunuz demektir. Beyaz eşya bayiliği itibarlı bir alan ve kadının özgüvenini güçlendiren, adeta taçlandıran bir iş.

Bu mesleğe dair hedefleriniz nelerdir?

Markanın bilinirliğini artırmak ve daha fazla kişinin bu markaya ulaşabildiğini anlatmak istiyorum. Bu doğrultuda, mağazayla bütünleşmiş bir kitap–kafe konsepti oluşturma fikrim var. İnsanların vakit geçirebileceği, markayla temas edebileceği bir alan yaratmak istiyorum. Otoparkta otomobil şarj istasyonları kurma fikri de gündemimizde; bu da markaya farklı bir değer katabilir. İnsanların zihninde markayla ilgili hâlâ bazı soru işaretleri var: Japon mu, Çin markası mı, çok mu pahalı? Ben bu algıyı kırmak, markanın aslında ne kadar erişilebilir olduğunu göstermek istiyorum. Şu anda 7–8 kişilik bir ekiple çalışıyoruz ve özellikle kadın istihdamını artırmayı hedefliyorum. İki Siemens mağazam var ve ikisi de bu bölgede. İlçelerde markanın tanıtımına katkı sağlayacak, görünürlüğü artıracak noktalar oluşturmak istiyorum. Eskiden bayilerin kendi aralarında fiyat kartelleri oluşturduğu söylenirdi. Bugün ise ben tam tersini savunuyorum: Markaların, bayilere sahip çıkarak internet üzerinden kontrolsüz ve düşük fiyatlı satışların önüne geçmesi gerekiyor. Çünkü beyaz eşya nakliyesi zor, maliyetli ve hassas bir iş. İnternetten çok düşük fiyatlarla yapılan satışlar, mağazacılığı doğrudan bitirir. Bu anlamda, sektörü koruyacak bir disiplinin oluşması gerektiğine inanıyorum. Teorik olarak bu mümkün; ancak mevcut piyasa koşulları ve rekabet ortamı nedeniyle bugün uygulamada zor görünüyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*