Amacım, müşterinin farklı ihtiyaçları için bize gelmesini sağlamak ve onları bir ekosistemin parçası haline getirmek

Güngör DTM Konya Ereğli- Arçelik Bayisi Eren Kemal Güngör

Öncelikle kısaca kendinizi ve şirketinizi tanıtabilir misiniz?

İTÜ İşletme Mühendisliği bölümünden yeni mezunum; taze bir mühendis sayılırım.

Hâlihazırda, ailemin faaliyet gösterdiği beyaz eşya sektörü dışında bir bankada müfettiş olarak çalışıyorum. Beyaz yaka bir profesyonel olmama rağmen, ailemin işi olan Arçelik bayiliğinden kopmuş değilim. Sektörü yakından takip ediyor, günlük verilerle ilgileniyor ve mağaza ile temasımı sürdürüyorum.

Bayiliğimiz, 1975 yılında Konya Ereğli’de dedem tarafından kuruldu. Geçtiğimiz yıl itibarıyla 50. yılımıza girdik ve faaliyetlerimiz aktif şekilde devam ediyor. Bölgesinde bilinen, güvenilen ve sevilen bir yapı konumundayız. Şirketimiz hâlen babam tarafından işletiliyor. Üniversite eğitimim sırasında Arçelik başta olmak üzere çeşitli beyaz eşya firmalarında staj yaparak sektörü yakından tanıma fırsatı buldum. Bugün yaptığım iş farklı bir alanda olsa da aslında sektörün içinden ve bir bayi olarak yetişmiş biriyim. Şirketimizin ticari unvanı: Arçelik Güngör Ticaret DTM’dir.

Mezun olduktan hemen sonra bir bankada çalışmaya başladım. Bilinçli olarak farklı bir alan seçmek, yeni yetenekler kazanmak istedim. Bu nedenle Konya’ya hemen dönmeyi tercih etmedim; kendi mesleğimi de deneyimlemek istedim. Şu an İstanbul’da kariyerime devam ederken aynı zamanda mağazamızla da ilgileniyorum. Eğitim sürecimde yurt dışı deneyimim de oldu. Erasmus programı kapsamında 6 ay İtalya’da yaşadım. Beyaz yakada bir süre deneyim kazanmanın bana çok şey katacağını düşünüyordum. Konya’ya dönmek benim için büyük bir karar. Çünkü oraya döndüğünüzde tekrar ayrılmak daha zor oluyor; insan zamanla enerjisinin azaldığını hissediyor. İleride “keşke” dememek için bu yolu seçtim.

Kendime, “Burada mutlu olmazsam dönerim” dedim. Şu an müfettişlik süreci de iyi gidiyor; benim için oldukça farklı ve öğretici bir deneyim oluyor. Daha önce biz herkesle konuşmaya çalışırken, bugün şubelerde çalışanlar bizimle iletişime geçiyor. Bu rol değişimi bakış açımı geliştiriyor ve farklı yetkinlikler kazanmamı sağlıyor. Babam ise beni sürekli Konya’ya çağırıyor. Anadolu ticaret kültürünü çok iyi bildiği için orada hayatın her zaman tozpembe olmadığının da farkında.

Ona göre ticarette en önemli unsur bağ kurmak ve her geçen gün uzak kaldıkça bu bağların zayıfladığını düşünüyor.

Dönmediğim her dönemde fırsatların azaldığına inanıyor. Bu konuda ailesel bir beklenti ve istek olduğunu söyleyebilirim.

Arçelik olarak nasıl başladınız çalışmaya?

Dedemin ailesi, konfeksiyon başta olmak üzere farklı ticaret alanlarında zaten faaldi. Zaman içinde bölgedeki yenilikleri ve gelişmeleri yakından takip ederek beyaz eşya sektörüne yönelme kararı aldılar. O dönemlerde beyaz eşya bayilikleri yeni yeni oluşuyordu ve biz Anadolu’nun bir ilçesinde yer aldığımız için aslında daha dezavantajlı bir konumdaydık. Buna rağmen, şehir merkezleri dışında faaliyet gösteren firmaların güç kazandığını fark ederek Arçelik’e bayilik başvurusu yapıldı. O yıllarda ilişkiler bugüne kıyasla çok daha yakın ve samimiydi; dedemin Vehbi Koç ile çekilmiş fotoğrafları da hâlâ arşivimizde duruyor. Bayiliğin kurulmasının ardından babam üniversite eğitimini tamamlayarak işin başına geçti ve aile geleneğini kurumsal bir yapıya dönüştürerek sürdürdü.

Mağazanızın yapısı ve fiziksel özellikleri nasıl?

Konya Ereğli’de, şehrin en bilinen noktalarından biri olan Yunus Emre Meydanı’nda yer alıyoruz. Yeni konseptimizle hizmet veriyoruz; daha önce daha küçük bir lokasyondaydık, ardından bu mağazamıza taşındık.

Yeni mağazamızda amacımız, daha büyük, ferah ve göze hitap eden bir alan oluşturmaktı. Mağazamız iki katlı ve yaklaşık 250 metrekarelik bir alana sahip. Beyaz eşyanın tüm ana ürün gruplarında, geniş bir ürün çeşitliliğiyle müşterilerimize hizmet sunuyoruz. Ekip olarak üç çalışanımız bulunuyor; babam ve benim de aktif olarak yer almamla birlikte toplamda beş kişilik bir kadroyla faaliyet gösteriyoruz.

Bölgenin genel yapısı ve tüketiciler nasıl?

Bölgemiz nispeten daha kırsal bir yapıya sahip. Köy nüfusunun ağırlığı oldukça fazla ve bu nüfus son derece aktif. Özellikle tarım ve taşımacılık gibi alanlarda çalışan, nitelikli ve işinin ehli birçok insan yetişiyor. Bu alanlarda elde edilen gelirler de şehir merkezine kıyasla görece daha yüksek olabiliyor. Şehir tarafında ise memuriyet ağırlıklı bir yapı var. Bu sosyolojik yapı, alışveriş alışkanlıklarını da doğrudan etkiliyor. Bizim için özellikle çeyiz paketleri büyük önem taşıyor. Anadolu’da bir düğün, ciddi bir harcama kalemi demek.

Açıkçası Anadolu insanı biraz da gösterişi seviyor diyebilirim. Bir aile en üst modeli aldığında, akrabası bir adım daha iyisini almaya çalışıyor. Bu da birbirinden etkilenen, referansla gelen ve vitrini yakından takip eden bir müşteri profili oluşturuyor.

Bayi özelinde partime çalıştığını söyledin. Neler yapıyorsun tam olarak?

Sektör sürekli değişiyor ve dönüşüyor. Bu değişimde özellikle sosyal medya kampanyalarının etkisi giderek artıyor. Son iki yıldır fırsat buldukça bayimizin sosyal medya hesaplarını bizzat yönetiyorum; zamanla bu iş benim için bir hobiye dönüştü. İçerikleri ve kampanyaları planlıyor, mağazadaki çalışmaları dijital tarafta da desteklemeye çalışıyorum.

Operasyonel olarak da sistemlerimiz artık bulut entegrasyonlu. Akşamları satışları ve genel durumu uzaktan kontrol ediyorum. Her detaya girmesem de tabloyu genel hatlarıyla takip ederek süreci yakından izliyorum.

Bu iş sürdürülebilir mi?

Perakende sürdürülebilir bir alan, ancak ciddi riskler de barındırıyor. Bu riskler, benim bu alana hemen atılma konusunda temkinli olmamın başlıca nedenlerinden biri. Beyaz yakayı tercih etmemin gerekçelerinden biri de buydu. Günümüzde internet alışverişi son derece yaygınlaştı; müşteri giderek daha bilinçli hale geliyor. Önümüzdeki dönemde tüketicilerin, ürün ve marka tercihini büyük ölçüde netleştirerek, satın alma kararlarını çevrelerinden edindikleri deneyimler doğrultusunda vereceklerini düşünüyorum. Bu öngörüyü uzun süredir taşıyorum. 2025–2026 perspektifinden baktığımda, önümüzdeki 10 yılın perakendecilik açısından hâlâ güçlü bir potansiyel sunduğunu söyleyebilirim.

Ancak bugünün şartlarında sektör, dikkatle yönetilmesi gereken çeşitli riskleri de içinde barındırıyor.

İşinizi yaparken ne tür sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Bunları nasıl aşıyorsunuz?

Küçük bir şehirde faaliyet gösterdiğimiz için rekabet oldukça yoğun. Müşteri neredeyse tüm mağazaları dolaşıyor, fiyat alıyor ve kendisi için en avantajlı gördüğü yerden alışveriş yapıyor. Bu durum müşteri trafiğimizi artırsa da ticaretin dinamiklerini de köklü biçimde değiştiriyor.

Yıllardır güvene dayalı bir ticaret anlayışıyla çalışıyoruz; ancak bu yapı da dönüşüm içinde. Müşteri bizi tanısa, babamı yıllardır bilse bile artık çok daha fazla araştırma yapıyor. Bu da ister istemez fiyat baskısını artırıyor. Farklı mağazalardan fiyat alıp gelen müşterilerde olduğu gibi, biz de rakipten gelen bir müşteri elinde fiyatlarla geldiğinde karşılık vermek zorunda kalıyoruz. İnternet alışverişindeki rekabet dinamiği, artık fiziksel mağazalarda da birebir yaşanıyor. Bu nedenle satış kanallarımızı daha aktif kullanmaya çalışıyoruz. Sosyal medyaya ağırlık vermemin temel sebebi de bu.

Bunun yanı sıra, beyaz eşya markalarının genç müşteriyi çekebilmek için daha göze hitap eden, sürdürülebilirlik odaklı ve tasarım yönü güçlü ürün gruplarına ağırlık vermesi gerektiğini düşünüyorum. Mağazalarda etkileşimi artıracak oyunlar, deneyim alanları ve küçük etkinlikler de önemli. Kısa süre önce bölgemizdeki bir PlayStation merkeziyle görüştük; televizyonlarımızla bir deneyim alanı oluşturup oyun oynatmayı, derece yapanlara ödül vermeyi konuştuk. Yerel iş birlikleriyle mağazayı yaşayan bir alana dönüştürmenin, perakendeyi bir adım ileri taşıyacağına inanıyorum. Genel olarak baktığımda bu işin sürdürülebilir olduğunu düşünüyorum. Biz de 50 yıllık bir firmayız. Köklerimize sahip çıkarak, değişime uyum sağlayarak yolumuza devam etmeyi hedefliyoruz.

Arçelik sizin için ne ifade ediyor?

Benim için Arçelik her şeyden önce güveni ifade ediyor. Küçüklüğümden beri hayatımda olan, gördüğüm ilk markalardan biriydi. Çocukken arkadaşlarımın “Arçelik’in sahibi siz misiniz?” diye sorması hâlâ aklımda. Bugün dönüp baktığımda Arçelik; benim için sadece bir marka değil, güven ve aile kavramlarını temsil ediyor.

Perakendecilik neye doğru evriliyor sence?

Perakendecilikte artık müşterilerin eskisi gibi bize ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Geçmişte satış kanallarına erişim sınırlıydı, güven en önemli unsurdu ve internet henüz yeni yeni yayılıyordu. Tüketiciler de mecburen bulundukları bölgede güvendikleri esnaftan alışveriş yapıyordu. Bugün ise konjonktür tamamen değişmiş durumda. İnternetten kolayca alışveriş yapılabiliyor; bulunduğumuz bölgede üç harfli marketlerin beyaz eşya satışları dahi oldukça yüksek. Bu tablo karşısında bizim daha aktif olmamız şart. Sahada iş birlikleri kurarak, çeyiz paketleri gibi toplu satışlara odaklanarak ve müşteriye uçtan uca hizmet sunarak fark yaratmamız gerekiyor. “Müşteri zaten dükkâna gelir” anlayışını artık geride bırakmalıyız. Bunun yerine farklı olanaklar, yan haklar, çapraz satışlar ve küçük ama etkili iş birlikleriyle müşteriye dokunan, değer üreten bir perakendecilik anlayışı geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Geleceğe dair hedefleriniz nelerdir?

Beyaz yaka olarak görevimize devam etsek de ticaret her zaman kalbimizde. Küçüklüğümüzden beri bu işlerin içinde büyüdük; dükkân, müşteri, pazarlık ve emek bizim hayatımızın doğal bir parçası oldu. Hedefim, beyaz eşyanın da içinde olduğu daha geniş ölçekli işler geliştirmek. Bunun için en başından beri araştırmalar yapıyorum. Örneğin bir düğün salonu yatırımı yapıp, oradaki müşterilere beyaz eşya tarafında çapraz satışlar sunmak gibi projeler mümkün. Amacım, müşterinin farklı ihtiyaçları için bize gelmesini sağlamak ve onları bir ekosistemin parçası haline getirmek. Çünkü bugün herkes aynı ürünü satıyor; asıl farkı yaratan, nasıl farklılaştığınız oluyor. Bu tür yenilikçi projelerle beyaz eşya sektörünü beslemek ve bölgemizdeki gücümüzü artırmak istiyorum. Beyaz eşya perakendecilerini yakından tanıyoruz; bu işin ehli, ticareti çok iyi bilen insanlar var. Ancak gençlerin önünün biraz daha açılması gerektiğine inanıyorum. Ticaretten kopmamak çok önemli. Ben iki tarafta da aktif olduğum için bu işlerin bırakılmaması gerektiğini daha net görüyorum. Günümüz dünyası tamamen veri odaklı ilerliyor; birçok iş artık masa başından yönetiliyor. Ancak sahada, insanla birebir temas ederek kazandığımız yetkinliklerin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Biz insanlarla iletişim kurmayı seviyoruz ve bu becerilerin kaybedilmemesi gerekiyor. Genç nesillere, bu insani ve ticari değerlerin öneminin mutlaka anlatılması gerektiğine inanıyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*