“Tüketici tereddüt etmeden bizden malı alıyor”

Bize kısaca kendinizi ve Acarsoy şirketinin tarihçesini anlatır mısınız?

Babam Sabri Acarsoy ticaret hayatına ilk olarak 1940 yılında Muğla’da başlamış. 1950 yılında İstanbul’a yerleşmiş ve daha sonra da Tophane Boğazkesen semtinde Sabri Acarsoy şirketini kurmuş. Uzun süreler sonra da yine aynı yerde ticaretini noktaladı. Beş katlı olan bu mağazada beyaz eşya başta olmak üzere halıdan bisiklete, lastikten arabaya çok geniş bir ürün yelpazesi ile müşterilerine hizmet sundu. 1975 yıllarında Fiat ve Opel marka otomobilleri sattığımızı hatırlıyorum. O zamanlar senet ile uzun vadeli satış yapan ilk firma idik. Ben 1939 yılında Muğla’da doğdum. Saint Joseph’de okurken babamın yanında bu işleri öğrenmek için çalıştım. Lise bittikten sonra da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam ettim. Okul hayatım boyunca yaz tatillerinde ve bayramlarda hep babamın yanında çalıştım. Ticareti babamdan öğrendim.

Kendi işinizi ne zaman kurdunuz?

1970’li yılların sonuna doğru kendi firmamı kurdum. Aynı anda babam da kendi işine devam ediyordu. Baba-oğul iki farklı şirketle işlerimize devam ettik. Önce Beşiktaş Çırağan Caddesi’nde bir dükkan açtım. Daha sonra Nişantaşı Valikonağı’nda bir dükkan daha açtım. Amerika’dan Kelvinator beyaz eşya markasını ithalat yapmaya karar verince Valikonağı’nda 2. dükkanı showroom ve dükkan amaçlı hizmete soktuk. 1990’lı yılların başında yine Valikonağı’nda merkez ofis kurarak 68 tane bayi, ayrıca Ankara, İzmir ve Samsun bölge müdürlükleri ile tüm Türkiye’de faaliyet göstermeye başladık. Uzun seneler Kelvinator markasının ithalatına devam ettik. En son 2000’li yılların başında Amerika’daki firma ile yaptığımız çalışmaları bırakmak mecburiyetinde kaldık. Kelvinator için Türkiye’de üretimi maalesef gerçekleştiremedik. Onlar Suudi Arabistan’da bir fabrika kurdular. İthalatı bıraktıktan sonra Electrolux Türkiye ile çalışmaya başladık. Beraberinde, Tefal, Fakir gibi markaların bayiliklerini alarak perakendecilik yapmaya başladık. Pandemi ile birlikte kızım da tekrar işe geri döndü. Şu anda eşim, kızım ve yanımızda çalışan 3 tane personelimizle birlikte Teşvikiye’de devam ediyoruz. İlerleyen zamanlarda ana caddedeki mağazamıza tekrar geri dönmeyi planlıyoruz.

Geçmişten günümüze gelirken sektörün gelişimini değerlendirir misiniz?

O zamanlar şimdiki gibi yoğun bir perakende ağı yoktu. Belirli yerlerde beyaz eşya mağazaları vardı. Hatırladığım kadarıyla Beyoğlu’nda Elektrik Sarayı, Haraççı Kardeşler, Taksim’de Zafer Metya ve Ortakları, Pangaltı’da Osman Güzel, Karaköy’de Sezim A.Ş, Kadıköy’de Ahmed Hamit Özgül Kardeşler, Ankara’da Ortaç gibi mağazalar vardı. Çoğunu tanırım, bilirim ama şimdi bu isimlerin hiçbiri benim haricimde günümüzde kalmadı. O günden bugüne fabrikalar modernleşti ve çoğaldı. Müşteriler çok daha bilinçliler. Her semtte bayiler açılmaya başladı. Yani durum epey değişti. Eskiye nispeten alım gücü yükseldi ve fazlalaştı, markalar çoğaldı, ithalat mevzuatı olumlu bir şekilde gelişti. Türkiye’deki fabrikalarımızda dünya standartlarında imalatlar yapılıyor ve hatta Avrupa’ya ve birçok başka ülkelere ihracat noktasına da geldik. Bu durumdan da çok memnun oluyoruz.

Geçmişteki anılarınızdan bazılarını anlatır mısınız?

Kelvinator markasını Amerika’dan Türkiye’ye ilk ithal ettiğim zamanlarda müşteriler markayı çok iyi tanımadığı için oldukça uzun bir tanıtım ve pazarlama çalışması yaptık. O zamanlar Türkiye’de renkli buzdolabı yok denecek kadar azdı, biz renkli dolabı getirdik. Yeşil dolaptan başladık, bu dolap rengi enteresan gelmeye başladı ve müşteriler tarafından beğenildi. Daha sonra krem rengine yakın dolaplar getirdik. Bu bir yenilikti. Sattığımız kimseler bu markayı tercih etmeye başladılar. Kelvinator markası sağlamlığı ve kalitesi açısından bizi ve müşterilerimizi üzmedi. Bugün bile daha önce Kelvinator ürünlerinden kullanmış müşterilerimiz tekrar aynı markadan almak istiyor. Evlerinde Kelvinator kullanmaya devam eden müşterimiz var.

Sizin Kelvinator markasını sattığınız dönemlerde aynı zamanda piyasada başka markalarda vardı, aynı kulvarda yarışıyordunuz. Rekabet nasıldı o zamanlar?

Fiyat farkı olmasına rağmen ithal mallar daha çok ilgi çekiyordu. Aynı cadde üzerinde hem General Electric hem de Westinghouse üçümüz yan yana komşuyduk. Kelvinator markası Acarsoy güvencesi ile birleşti.

Marka değerinde olan Ünal Acarsoy ismine, bir tüketici gelip sizi de karşısında gördüğü zaman nasıl bir tepki veriyor?

Tereddüt etmeden ihtiyacı olan malı alıyor. Bir güven var, bir de yıllardan beri gelen bir isim bilinirliği var. Piyasada her bakımdan başarılı olmuş bir şirketiz, güven burada çok önemli. Yıllardır varlığını sürdürebilmiş olan firma sayısı çok az, neredeyse bir asırdan beri aynı işi yapıyoruz. Dolayısıyla bu süreçte temiz bir şekilde bugünlere gelmek kolay değil.

Bu enflasyonlu ortamda ticaret yapmak ticaretinizi nasıl etkiliyor?

Bence insanların alım gücü düştüğü için eski tip satış türlerine dönmek istiyorlar. Örneğin senetlere. Çünkü insanların kredi kartları dolu ve sonuç olarak o kredi kartlarının minimum ödemelerini bile ödemekte güçlük çekiyorlar. Dolayısıyla da babamın zamanındaki gibi senet ile satın almayı tercih edebiliyorlar. AVM olarak nitelendirilen büyük çeyiz mağazaları malın gerçek satış fiyatından çok daha yüksek bir bedel ile mal satışı yapıyorlar. Vade süreci 24 aya kadar uzayabiliyor. Yani eski usulle dönmeye başlamış gibi geliyor bana günümüz şartlarında. Pandemide tüm dünya ile birlikte düşen alım gücü, eskiye dönüşe zorluyor. Günümüzde insanlar çamaşır ya da bulaşık makinesiz evlerde yaşamaya alışık değiller. O yüzden yüksek fiyat da olsa satın almayı kabul ediyorlar.

Muğla’da babanız ilk beyaz eşya mağazasını açtığı zaman belli bir markayı mı satıyordu?

Muğla merkezde bulunan mağazamızda babam her markayı satardı. Sabri Acarsoy Bonmarşesi diye geçerdi adı. Bonmarşe kelimesi Fransızcada, Bom “İyi” Marşe “Pazar” yani iyi pazar şeklinde tanımlanıyordu. Biz orada her türlü malı satıyorduk. Ev aletlerinden tutun da giyim, mutfak levazımatı, motosiklet, bisiklet gibi her şey vardı o bonmarşede.

Aslına bakarsanız ömrünüz beyaz eşya sektörünün içinde geçmiş. Bu manada sizi arayıp soruyorlar mı? Hatırlıyorlar mı?

Zaman zaman arkadaşlar arıyorlar, bugünkü durumla eski durum arasındaki farkı soruyorlar. Tabi ki bugünkü durumla eski durum arasında büyük farklar var, gidişat hakkında mümkün olduğu kadar fikir vermeye çalışıyorum. Aynı zamanda şöyle bir durumda var, mesela imalat yapan büyük bir fabrikanın satıştaki elemanları ile devamlı temas halinde oluyoruz. Geliyorlar, fikir alışverişi yapıyoruz. Pazardaki durum hakkında bir fikir birliği oluşturuyoruz. Bu mevzuda onlara yardımcı oluyorum.

2023 yılı nasıl geçti sizin için? Hangi ürünler daha popülerdi?

2024 yılı beklentileriniz nedir? Pandemi ile birlikte çamaşır, bulaşık makinesi, hava temizleme cihazları daha çok hareket gördü. Ayrıca havaların sıcak geçmesinden dolayı klimalar ve vantilatörlerde de gayet güzel satışlar yapıldı ve bizi de memnun etti. Piyasanın durumunun da aynı şekilde olduğunu biliyorum. 2024 itibarı ile piyasalardaki tedirginlik bizim sektöre de yansıyor. Ayrıca dünya ticaretinin büyük bir kısmı Kızıldeniz’den geçtiği için değiştirilen rotalar yüksek maliyetlere sebep olmaya başladı. O bakımdan fiyatların ve petrolün de biraz yükselme durumu gözüküyor. Bu durum karşısında Nisan ayından sonra durum belirgin bir hal almaya başlayabilir. İnşallah memleketimiz için hayırlı olur, 2024 yılı umarım iyi bir kazanç getirir bizlere.

İthalatçılık döneminde diğer markaların yöneticileri ve patronları ile ilişkiniz var mıydı, nasıldı ilişkileriniz?

Profilo’nun sahibi Jak Kamhi ile diyaloğumuz vardı. Ona Türkiye’de ilk defa Acarsoy ismi ile buzdolabı yaptırdık. Kendisi bizi Mecidiyeköy’deki fabrikaya davet etti, bizim için bir model buzdolabı yapmışlardı. Babamla birlikte gidip, buzdolabını piyasada ne şekilde pazarlayıp satacağımız konusunda kendilerine bilgi verdik. Hatta ve hatta Acarsoy markalı o dolaplardan piyasada hala çalışan dolaplar olduğunu biliyorum. Jak Kamhi ve ortağı Mario Gabay’dan şöyle bir istekte bulunduk; Satış yaparken müşteriyi daha çok etkilemek için garanti belgelerinin üzerine Profilo yerine Acarsoy, altına da Profilo yazılması için anlaştık. Yine Acarsoy markası ile radyo ve bisiklet yaptırdık. Uzun seneler kendi markamızla ürünler yaptırarak adımızı piyasada sürdürmeye çalıştık.

Bu dönem beyaz eşya sektöründe işe başlayacak, iş yapmak isteyen yatırımcılara bir öneriniz var mı?

İlk olarak gönül vermek lazım bu işe yani sevmek lazım. Yurt dışına gittiğimde ilk işim beyaz eşya mağazalarını gezmek olur. Burada ne var, ne satıyorlar, ne marka var, yeni bir ürün var mı? Yani bu işi severek yapmak lazım. Eğer sevmeden yapmak olursa muvaffak olma imkânı olmaz. Yani son zamanlarda bilhassa gençler kar mevzusu az olduğundan dolayı beyaz eşya konusuna pek fazla eğilmiyorlar, bunu duyuyorum. E-ticaretin varlığı da gençleri zorluyor, bu işe pek girmek istemiyorlar. Ayrıca beyaz eşyayı eskiden bilenler, kâr marjının farklılığını bilenler, şu andaki o küçük marjlarla sistemi döndürmekte çok zorlanıyorlar.

Sizin gözünüzde sektörümüzün sorunlar neler? Bu sorunları çözmek için tavsiyeleriniz var mı? (Tuba Evrengil – Kızı)

Yan sanayi dahil tüm üretimimizi ülkemizde yapmamız lazım. Çünkü dünyada lojistik gün geçtikçe zorlaşıyor ve pahalılaşıyor. Sektörde üretim yapan firma sayısının artması gerekiyor. Şirketler kendi fabrikalarında farklı fiyat kategorilerinde olan farklı markalar üreterek, her kesimdeki tüketiciye ulaşmaya çalışıyor. Piyasada hala yeni markalara yer olduğuna inanıyorum. Günümüzde, tüketici ihtiyacını giderirken cebinden çıkacak paraya bakıyor. Uzakdoğu’dan ithal edilen ucuz malların yerine, yerli üretim daha uygun fiyatlı mallar yerini almalı. Günümüzde bir buzdolabının normal fiyatı 20 – 30 bin TL, ithal bir markanın buzdolabı fiyatı ise 70 – 80 bin olabiliyor. Peki bunu kim satın alacak? 70 – 80 bin TL bir ailenin toplam geliri değil. İthal markalar gün geçtikçe Türkiye’de çok daha küçük bir kısma hitap edecek. Yeni Türk markaları devlet tarafından desteklenmeli ve yerli üretimin gelişen teknolojiye ayak uydurabilmesi için bankalar da elini taşın altına koymalı.

Baba kız olarak ne zamandan beri birlikte çalışıyorsunuz, bundan sonraki hedefleriniz nedir?

Babamla çok uzun yıllardan beri birlikte çalışıyoruz, yaklaşık 30 sene oldu. Kızı olarak bu işi devam ettiriyorum ancak benden sonra çocuklarımın bu işi devam ettiriyor olmasına kendileri karar verecek. Hedefimiz yeniden Acarsoy markası ile üretim yapabilmek. Daha niş bir kesime, piyasadaki ürünlerden daha farklı özellikleri olan ürünleri Acarsoy güvencesiyle sunabilmek.

Son olarak şunu soracağım, gözlemlerinize göre Türk halkının almaktan sizin de satmaktan en çok mutlu olduğunuz ürün, hangi üründür?

Tek kelime ile söylemek gerekirse Türk Kahve makinesi böyle bir ürün. Günümüzde ocak başında bekleyip kahve pişirmek oldukça büyük bir zaman kaybı oluyor. Ayrıca çay makinesi de özellikle kış döneminde en az kahve makinesi kadar satıyor. Çay ve Türk kahve makinesi en mutlu eden 2 ürün. Son olarak şunu söyleyebilirim gençler bu işi yapacaksa, geçmişte yaşananları gerçekten çok iyi değerlendirip ona göre bir plan ile yola çıkmalılar. Bu sektörde bilhassa kriz dönemlerinde Türkiye ve dünya piyasalarında neler olmuş ve şimdi yeni dünya düzenini neler bekliyor konularını incelemeliler. Babamla olan çalışma hayatımda onun tecrübesinden çok fazla yararlandım. Onun yaptıklarını ben olsam yapmazdım. İtiraf etmem gerekir ki o genelde haklı çıktı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*