Işıklar Ülkesi Likya’nın en önemli kentlerinden biri olan Kaunos’un izinde…

“Kaunos, salt biz bilim adamları için değil, kültür sevdalısı insanlarında beklentilerine cevap verebilen bir çekim alanı yaratmaktadır kendisine. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün 125; Mevlana Celalettin Rumi’nin 800. doğum yıllarının, Periaktos’un da kullanılarak tiyatroda kutlandığı günlerde olduğu gibi.”

Yazar: Yıldırım Söylemez

Kaunos’u kuranların yerli Anadolu insanı olduğu, onun yerel isminin farklılığı ile de belgelenmektedir.

Nisan ayından beri ikinci evim olarak benimsediğim Muğla’nın Dalyan beldesi doğa ve turizm güzellikleri yanında arkeolojik kalıntıları ile dünyanın birçok insanını adeta büyüleyen Türkiye’nin cennetten bir köşesi. Antik bir kentin yakınında oturmam nedeni ile olsa gerek bu şehrin tarihine olan merakım şehrin tarihini derinlemesine öğrenmeye ve oradaki harabelerin ne olduğunu anlamaya çalışmama sebep oldu. İzleyicilere tarih ve arkeolojiyi sevdirmeyi başaran film kahramanı Indiana Jones edası ile başladığım Kaunos Mezarları ve kalıntılarını öğrenme merakım, satın aldığım Arkeoloji ve Mitoloji kitapları ile zirve yaptı diyebilirim. Evimden elimi uzatsam dokunacağım kadar yakın mesafede sayılabilen Kaunos Antik Kenti harabeleri ile ilgili malumatlarımı sağladıktan sonra bu bölge ile ilgili en iyi bilgiyi birinci elden alabilmek için çalışmalarıma başladım ve değerli dostum Mehmet Kurt’un yardımları ile Kaunos Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Cengiz Işık’a ulaştım. Yaklaşık bir aylık takipten sonra yılda sadece 2-2,5 ay kazı çalışması yapılabilen antik şehrin kazı başkanından randevu alabildim.

21 yıl önce başlayan dergicilik çalışmalarım ve burada elde ettiğim tecrübeler ışında aldığım davetin hazzı ile Ağustos ayının ilk günlerinde çok değerli Cengiz Işık bey’in karşısında kendimi buldum.

Size ulaşmak ne kadar zormuş diye konuşmaya başladığımda esprili bir eda ile “Eee koskoca profesöre ulaşıyorsun, işimiz gücümüz var “ deyince, hem samimiyetinden dolayı hem de kazı çalışmaları zamanlarından kısarak bana vakit ayırması nedeni ile 1,5 saat boyunca antik kentin kapısında kendisini beklemenin sıkıntısını üzerimden bir anda atmış oldum.

ACD Systems Digital Imaging

Kaunos hakkında ne öğrenmek istersem sanki öğrenebilecekmişim gibi sohbete başladık. Ziyaretimizin nedenini dilim döndüğünce anlatmaya çalışken “İş insanlarının da arkeolojiye meraklı olduklarını ve arkeolojiyi özel sektör insanlarının da tahminimizden çok daha fazla sevdiği” gibi bir yorum yaptım. Bu vesile ile 21 yıl boyunca beyaz eşya sektörüne yaptığım dergi ile buradaki okuyucu profilini de sohbete dahil etmiş oldum.

Prof. Dr. Cengiz Işık (Başkent üniversitesi) 1949 yılında Malatya do­ğmuş. Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun olduğu 1969 yılının ardından, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğraf­ya Fakültesi Klasik Arkeoloji ve Çağdaş Anadolu Arkeolojisi Kürsüsü’nde Lisans,1975 yılında da Yüksek Lisans eğitimini tamamlamış. Aynı Kürsü’de 1977 yılında Asistan olarak göreve başlamış ve 1981 yılında da Doktor unvanını almış.

Antalya Akdeniz Üni­versitesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nün kurucuları arasında yer alan Işık (1990), aynı yıl Doçent ve 1996 yılında da Profesörlüğe yükseltilmiş. Akademik yaşamı süresince, hocası Prof. Dr. Baki Öğün’ün yardımcısı olarak katıldığı kazı ve araştırmalar: Adilcevaz, Patnos, Haraba, Horis, Habib uşağı ve Kaunos. Kaunos’taki kazı, araştırma ve onarım çalışmalarını yürüten bilim heyetinin, 1999 yılından bu yana da başkanlığını üstlenmiştir.

Antik çağın önemli tarihçesi Herodot’un, Kaunosluları Anadolu’nun yerli halkı olarak kabul etmesine rağmen mukabil çağımız bölge insanının Kaunos’a karşı bakışını sorduğumda, Cengiz Işık’ın adeta yarasına parmak bastım. Yaptığı açıklama şöyle oldu; “Günümüz insanının Kaunos hakkında ne düşündüğünü pek umursamıyorum, onlar ne düşünürse düşünsün kentin gerçek kurucuları yerli Anadolu insanıdır, çünkü dilleri, adet ve görenekleri yanında, kendilerine öz tanrıları ile komşularından ayrılmakta ve Anadolu’nun bir başka yerli halkı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaunos’u kuranların yerli Anadolu insanı olduğu, arkeolojik buluntularla belgelenen onun yerel isminin farklılığı ile de ortaya konulmuştur. Bu bölgenin ilk ismi Kbid’dir. M.Ö. 4. yüzyılın sonlarına kadar kullanımda kalan bu ismin, daha M.Ö. 6. yüzyılda Kaunosolarak geçmesi, kentin Helenler tarafından kolonize edilmesinin hemen ardından olmuştur. Diğer Anadolu kentlerinde uyguladıkları gibi, yerli isminin değiştirilmiş olmasıyla açıklanabilir.”

ACD Systems Digital Imaging

Cengiz Bey ile sohbetimiz esnasında onun sözlerinden birçok arkeolojik bölgede olduğu gibi, Işıklar Ülkesi Likya’nın en önemli kentlerinden biri olan Kaunos’un günümüz bölge insanı ile tam olarak kucaklaşamadığı hissettim.

Bölgenin özelliklerini Prof. Dr. Cengiz Işık bana kısaca şöyle özetledi; “M.Ö 6. yüzyıla kadar geri giden tarihi ile bu antik şehrin Türkiye’nin tarih zenginliğine çok büyük bir katkısı var. Özellikle çift dil ile yazılmış Stel’in (hem Karca hem de Kaunosça yazılmış yazıtlar) tercüme edilmesi ile tarihin birçok karanlık sayfaları aydınlatılmıştır. Bu bölgede yapılan kazı çalışmaları sayesinde arkeoloji bilimine yönelik birçok ilkler ortaya çıkartılmış.”

Kentin Hıristiyanlık döneminde de uzun ve önemli bir tarihi geçmişi var. Kent, Geç Antik Dönem’den başlayarak Ortaçağ’ın içlerine kadar Doğu Roma ve Likya Kilisesi Eyaleti’ne bağlı kalmış. Hatta, iki Bişof yani Başpiskopos ile temsil ediliyormuş: Tarihsel belgelerde hem Basilieos hem de Antipatros’tan Kaunoslular’ın Başpiskoposu olarak söz edilir. Bu dönemde kent iki isimle anılmaktadır: Kaunos-Hagia yani Kutsal Kaunos.

Gittikçe bir köy hüviyetine giren Kaunos, ilk defa 13. yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren bölgeye hâkim olan Uç Türkler ’in, 15. yüzyılın başlarından itibaren ise Menteşoğluları’nın idaresine girmiş.

Yukarıda da belirttiğim gibi arkeoloji bilimi açısından bu kent ilklerle dolu bir yerdir, şöyle ki;

  • Çift dilli Stel
  • Kentin cadde ve sokaklarının rüzgâr yönüne göre planlanmasında kullanılan “Ölçüm Platformu
  • Gemicilere iyi yolculuklar ve tüccarlara bol kazançlar ihsan eden tanrıça Aphrodite Eleuteria’nın “Kutsal odası” ve sunağı
  • Limanın karalaşmaya başlaması nedeni ile çökme eğilimi gösteren ekonomiyi yeniden canlandırmak amacı ile alınmış yeni “gümrük nizamnamesi
  • Ana tanrıçanın yani Artemis Elauteria tanrıçasının bir ağaç gövdesi görüntüsünü çağrıştıran steline ev olan “kutsal kaya odası
  • Şehrin Baş Tanrısı Basieus Kaunos’un kutsal taşı “Baitylos
  • “Adak kumbarası”
  • Son yıllarda gün yüzüne çıkarılan “Tuzla
  • Ve Günümüzün reklamcılık sektöründe çok kullanılan ama ilk kez Kaunos Antik şehrinde tiyatro sahnesinde kullanılmış antik çağın döner perde sistemi “periaktos

Bu buluntuların hemen hepsi arkeoloji biliminin birer ilkidir.

Cengiz Bey bir solukta bunları anlatırken aklıma takılan sorular kafamda uçuşmaya başlamıştı bile ama soru sorarak zaman kaybetmemek adına hemen merak ettiğim bir diğer konuya geçtim. “Rica etsem Bereket Tanrıçası Demeter’den kısaca söz eder misiniz?” dediğimde, Cengiz bey bana yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ufuk Çörtük’ü gösterdi ve Demeter’i onun anlatmasını rica etti. Ufuk bey zamanın az, hikâyenin uzun olması sebebi ile olacak ki bu konuyu bazı kaynaklardan takip etmemi ve bazı kitapları okumamı tavsiye etti. Ayrıca bana sohbet sonrası hem fotoğraf hem konu ile ilgili dokümanlar göndereceğini söyledi. Akabinde sohbetimiz yavaş yavaş sonlanmaya başladı.

Son olarak Cengiz Beyden fotoğraf makinem ile fotoğrafını çekmek istedim ancak kendisi cep telefonum ile sohbet esnasında birkaç tane çekilmesine izin verdi.

Bugüne kadar iş insanları ile yaptığım yüzlerce röportajların yanında konusu arkeoloji olan haber röportajı tamamlamaktan duyduğum mutluluk ile siz okurlarımız için çok farklı bir haber çıkarttım. Umarım iş dünyasının sıkıntı içinde olduğu şu günlerde sizlere katkı sağlayacak farklı bir pencere aralamış oldum.

Bu haber röportajımı Kaunos antik şehri giriş kapısında yer alan tanıtım yazısının son bölümünde yer alan son cümlelerle bitirmek isterim; “Kaunos, salt biz bilim adamları için değil, kültür sevdalısı insanlarında beklentilerine cevap verebilen bir çekim alanı yaratmaktadır kendisine. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün 125; Mevlana Celalettin Rumi’nin 800. doğum yıllarının, Periaktos’un da kullanılarak tiyatroda kutlandığı günlerde olduğu gibi.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*