IFA Berlin 2026’yı genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yıl fuarda sizi en fazla etkileyen yenilik, teknoloji veya değişim ne oldu? Önümüzdeki birkaç yılı şekillendireceğini düşündüğünüz hangi trendleri gördünüz?
IFA Berlin 2026’yı, tüketici elektroniği ve ev teknolojilerindeki dönüşümün daha da hızlandığını gösteren önemli bir buluşma noktası olarak değerlendiriyoruz. Özellikle yapay zekâ, bağlantılı ürünler, enerji verimliliği, kullanıcı deneyimi ve akıllı ev ekosistemlerinin öne çıktığını gördük.
Bizim açımızdan ise IFA 2026’nın ayrı bir önemi var. Sersim olarak uzun yıllardır sahip olduğumuz pişirme ve soğutma üretim yetkinliklerimize bulaşık makinesini de ekleyerek üç ana kategoride üretim gerçekleştiren bir üretici konumuna ilerliyoruz. Bu nedenle fuarda yalnızca yeni ürünlerimizi değil, Sersim’in gelecekteki üretim vizyonunu da paylaşma fırsatı bulduk.
Önümüzdeki dönemde teknolojinin yalnızca “akıllı” ürünler geliştirmekten ibaret olmayacağını; daha verimli, daha kullanıcı odaklı, birbiriyle iletişim kurabilen ve günlük hayatı gerçekten kolaylaştıran ürünlerin öne çıkacağını düşünüyoruz.
Geçmiş yıllarla kıyasladığımızda, bu yıl IFA’da Türk firmalarının görünürlüğünün daha sınırlı olduğu yönünde bir izlenim edindik. Siz de aynı gözlemi paylaşıyor musunuz?
Bu yıl Türk firmalarının görünürlüğünün bazı alanlarda geçmiş yıllara kıyasla daha sınırlı olduğunu söylemek mümkün. Uluslararası fuarların artan maliyetleri, küresel ekonomik koşullar ve ihracat pazarlarındaki dalgalanmalar firmaların fuar yatırımlarını yeniden değerlendirmesinde etkili olabiliyor.
Ancak biz Sersim olarak uluslararası fuarlara uzun vadeli bir yatırım olarak bakıyoruz. Bu yıl bazı Türk firmalarının IFA’ya katılımını azaltmayı veya fuardan çekilmeyi tercih ettiği bir dönemde, Sersim olarak iki farklı holde (Hol 3.1 ve Hol 9), iki ayrı stand ve iki markamızla (Sersim ve Creda) fuarda yer aldık. Bu bizim için yalnızca bir fuar katılımı değil, uluslararası pazarlardaki varlığımıza ve büyüme hedeflerimize verdiğimiz önemin de bir göstergesi.
IFA gibi global ölçekte önemli bir platformun; yeni iş bağlantıları kurmak, mevcut iş ortaklarıyla ilişkileri güçlendirmek ve Türkiye’deki üretim yetkinliğini dünyaya anlatmak açısından önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz. Bu nedenle kısa vadeli maliyetlerin ötesinde, fuar katılımlarını markalarımızın geleceğine yapılan stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyoruz.

Firmanız açısından IFA 2026 nasıl geçti?
IFA 2026 bizim için oldukça verimli ve önemli sonuçlar aldığımız bir fuar oldu. Fuara katılırken temel hedeflerimizden biri, Sersim’in üretim kabiliyetlerini ve yeni bulaşık makinesi kategorisini uluslararası iş ortaklarımıza tanıtmak ve pişirme, soğutma ve bulaşık kategorilerini bir araya getirerek mutfağın temel ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılayan bir üretici konumuna ilerlediğimizi göstermekti.
Bu yıl bizim için ayrıca önemli bir gelişme, bulaşık makinelerimiz için VDE sertifikasının tarafımıza takdim edilmesi oldu. VDE tarafından verilen bu sertifika, yeni kategorimizde ulaştığımız teknik yeterliliğin ve ürün kalitemizin önemli bir göstergesi. Pişirme ve soğutmadaki uzun yıllara dayanan üretim deneyimimize bulaşık makinesini de eklememiz, Sersim’in üretim yetkinliklerini daha da genişletmesi açısından önemli bir adım.
Bunun yanı sıra mevcut distribütörlerimizle ilişkilerimizi geliştirmek, yeni pazarlardan potansiyel iş ortaklarıyla görüşmek ve farklı coğrafyalardaki pazar ihtiyaçlarını doğrudan gözlemlemek açısından da fuar bizim için önemliydi.
IFA’nın en değerli taraflarından biri, çok farklı pazarlardan gelen profesyonellerle aynı ortamda bulunabilmek. Bu görüşmeler bize yalnızca yeni ticari fırsatlar değil, aynı zamanda farklı pazarlardaki tüketici beklentileri ve ürün trendleri konusunda önemli geri bildirimler sağladı.

Yapay zekâ, robotik ve akıllı ürünlerin IFA 2026’da güçlü biçimde öne çıktığını gördük. Bir Türk üreticisi olarak bu tabloya baktığınızda Türkiye’nin teknoloji yarışındaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin güçlü bir üretim altyapısına ve önemli bir mühendislik yetkinliğine sahip olduğunu düşünüyoruz. Ancak önümüzdeki dönemde rekabetin yalnızca üretim kapasitesi üzerinden yürümeyeceği çok açık.
Sersim olarak da bu dönüşümü üretimden ürün geliştirmeye kadar bütünsel olarak ele alıyoruz. Ar-Ge ve inovasyonu, yalnızca yeni bir ürün ortaya çıkarmak değil, kullanıcı ihtiyacını daha iyi anlayan, daha verimli ve daha fonksiyonel ürünler geliştirmek olarak görüyoruz.
Bulaşık makinesi tarafında geliştirdiğimiz W-Boost, Hi-Tub ve FlexMove gibi çözümler de bu yaklaşımın bir parçası. Önümüzdeki dönemde yapay zekânın ürünlerde yalnızca bir pazarlama söylemi olarak değil, gerçekten kullanıcı deneyimini geliştiren fonksiyonlarla kullanılmasını bekliyoruz. Diğer taraftan Sersim olarak operasyonel verimliliğimizi arttırmak amacıyla yapay zekanın süreçlerimize entegre edildiği bir dijital dönüşüm sürecinin içerisindeyiz.
Çinli ve diğer Uzak Doğulu markaların teknoloji, ürün çeşitliliği, hız ve fiyat açısından giderek daha güçlü hale geldiğini görüyoruz. Türk üreticileri bu rekabette nasıl farklılaşabilir?
Artık yalnızca “Türkiye’de kaliteli üretim yapıyoruz” demenin yeterli olmadığı bir döneme giriyoruz. Üretim gücü hâlâ çok önemli; ancak bunun yanında teknoloji, hız, tasarım, Ar-Ge, marka değeri ve müşteri deneyimi de rekabetin temel unsurları haline geliyor.
Türkiye’nin önemli bir avantajı, Avrupa’ya yakınlığı, güçlü tedarik altyapısı, üretim tecrübesi ve farklı pazarlara hızlı adapte olabilme kabiliyeti. Bunu teknoloji ve inovasyonla birleştirmemiz gerekiyor. Sersim olarak biz bu nedenle kendimizi yalnızca bir üretici olarak değil, farklı kategorilerde ürün geliştirebilen, mühendislik ve üretim kabiliyetlerini bir arada sunan global bir üretim partneri olarak konumlandırıyoruz.
Aynı zamanda kendi markalarımızın hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlardaki değerini artırmak da uzun vadeli hedeflerimiz arasında. Türkiye'nin gelecekte sadece dünyanın üretim merkezlerinden biri değil, teknoloji ve marka üreten ülkelerden biri olması gerektiğine inanıyoruz.
Türk firmalarının küresel teknoloji yarışında daha güçlü olabilmesi için Ar-Ge ve inovasyon yatırımları kritik önem taşıyor. Bu alanda kamudan ve ilgili kurumlardan ne tür destekler bekliyorsunuz? Mevcut teşvik ve destekleri yeterli buluyor musunuz?
Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarının sonuçları uzun vadede ortaya çıkıyor. Bu nedenle firmaların bu yatırımları sürdürülebilir şekilde yapabilmesi için daha öngörülebilir ve uzun vadeli destek mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Sersim olarak Ar-Ge, inovasyon, dijital dönüşüm ve marka yatırımlarımızı birlikte ele alıyoruz. Turquality Programı’na dahil olmamız da bu yatırımların teşvik kapsamında desteklenmesi açısından önemli bir kilometre taşı oldu.
Bununla birlikte, yurt dışından satın alınan markaların geliştirilmesi ve global ölçekte büyütülmesine yönelik desteklerin de daha
net ve kapsayıcı hale getirilmesini önemli buluyoruz. Sersim olarak İngiltere’nin köklü markalarından Creda’yı bünyemize katmamız bunun somut bir örneği. Bu tür markaların ürün, Ar-Ge ve marka yatırımlarıyla yeniden güçlendirilmesi ve Türkiye’den global pazarlara taşınması önemli bir yatırım gerektiriyor.
Bu nedenle mevcut desteklerin, Türkiye’nin hem kendi markalarını geliştirmesini hem de yurt dışından edindiği güçlü markaları Türkiye’den globalleştirmesini teşvik edecek şekilde genişletilmesinin ülkemizin küresel rekabet gücüne katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Yapay zekâ ve dijitalleşme yalnızca ürünleri değil, satış kanallarını ve tüketici davranışlarını da değiştiriyor. 2030’a doğru giderken Türkiye’de perakendeciliğin ve özellikle geleneksel bayi kanalının nasıl değişeceğini öngörüyorsunuz?
2030'a doğru bayi kanalının ortadan kalkacağını değil, dönüşeceğini düşünüyoruz.
Tüketici artık ürünü mağazaya gitmeden önce araştırıyor, fiyat karşılaştırıyor, kullanıcı yorumlarını inceliyor ve dijital kanallardan ciddi miktarda bilgi topluyor. Dolayısıyla geleceğin bayisi yalnızca ürün satan bir noktadan çok, ürünü doğru anlatan, deneyimleten ve tüketiciye danışmanlık sağlayan bir marka temsilcisi olacak.
Fiziksel mağazaların da bu nedenle önemini koruyacağını düşünüyoruz. Ancak mağazanın rolü değişecek. Ürün deneyimi, danışmanlık, satış sonrası hizmet ve kişiselleştirilmiş çözümler daha fazla önem kazanacak.
Üretici tarafında da bayiyle ilişkinin dijitalleşmesi gerekiyor. Stok, satış, müşteri davranışı ve ürün performansı gibi verilerin daha etkin kullanılması hem üretici hem bayi için daha doğru kararlar alınmasını sağlayacak.
Geleceğin başarılı bayisi, dijital kanallarla rekabet eden değil, dijital kanalları kendi gücüne dönüştüren bayi olacak. Biz de Sersim olarak önümüzdeki dönemde iş ortaklarımızla birlikte bu dönüşüme uyum sağlayan daha entegre bir yapı oluşturmanın önemli olduğuna inanıyoruz.








0 Yorum