7 Ekim 2026

Montaj sanayi mi, gerçek üretim sanayi mi?

Fanset Elektrikli EV Aletleri San. Ve Tic. A.Ş / FANTOM Baki Keçeci Fanset Genel Müdürü

IFA Berlin 2026’yı genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yıl fuarda sizi en fazla etkileyen yenilik, teknoloji veya değişim ne oldu? Önümüzdeki birkaç yılı şekillendireceğini düşündüğünüz hangi trendleri gördünüz?

Öncelikle, sektör dergimiz olarak bizleri Türkiye’de yalnız bırakmadığınız gibi, Almanya’da da yanımızda olduğunuzu görmek ve sizlerle sohbet etmek bizim için çok keyifliydi. IFA’nın, dünyanın dört bir yanından üreticileri ve sektör temsilcilerini buluşturan önemli bir platform olduğunu görüyoruz. Bu yıl bizim açımızdan en dikkat çekici konu, yapay zekâ, robotik ve yeni üretim teknolojilerinin sektörde giderek daha fazla kullanılmasıydı. Özellikle Çin’in bu alandaki üstünlüğünü görüyoruz.

Önümüzdeki dönemde bu teknolojik dönüşümün sektöre önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.

Geçmiş yıllarla kıyasladığımızda, bu yıl IFA’da Türk firmalarının görünürlüğünün daha sınırlı olduğu yönünde bir izlenim edindik. Siz de aynı gözlemi paylaşıyor musunuz?

Evet, fuarda stantları dolaştığımızda bu durum fark edilir şekilde görülüyor. IFA’da çok farklı sektörler ve küçük ev aletleri içinde de kişisel bakım, gıda ve içecek hazırlama gibi farklı kategoriler yer alıyor. Geçmiş yıllara kıyasla Türk firmalarının görünürlüğünün biraz daha sınırlı olduğunu düşünüyorum. Burada fuara katılım maliyetlerinin yüksek olması ve pazardaki daralma etkili olabilir. Ancak küçük ev aletleri sektörü açısından baktığımızda, Türkiye’den birçok firmanın IFA’da yerini aldığını ve ürünlerini sergilediğini de gördük.

Firmanız açısından IFA 2026 nasıl geçti?

IFA 2026 bizim açımızdan beklentilerimizin biraz altında geçti. Bu yıl fuarda profesyonel ziyaretçi sayısının önceki yıllara göre daha sınırlı olduğunu gördük. Özellikle hafta sonu fuarın daha çok son tüketiciye açık bir etkinlik yapısına dönüşmesi dikkat çekiciydi. Bu durum, yeni ihracat pazarları ve distribütörlük bağlantıları açısından istediğimiz hareketliliği görmemizi zorlaştırdı. Görüştüğümüz diğer Türk firmalarının da benzer bir değerlendirmesi olduğunu gördük. Bununla birlikte mevcut müşterilerimizle bir araya gelme ve yeni ürünlerimizi tanıtma fırsatı bulduk. Ancak genel olarak baktığımızda, IFA 2026’nın önceki yıllardaki fuarlarla kıyaslandığında bizim açımızdan daha iyi geçtiğini söylemek zor.

Yapay zekâ, robotik ve akıllı ürünlerin IFA 2026’da güçlü biçimde öne çıktığını gördük. Bir Türk üreticisi olarak bu tabloya baktığınızda Türkiye’nin teknoloji yarışındaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada bence en önemli konu, Türk firmalarının Ar-Ge ve mühendislik yatırımlarını artırması. IFA’da gördüğümüz tablo, özellikle yapay zekâ ve teknolojik altyapı konusunda Uzak Doğu ile aramızda hâlâ önemli bir fark olduğunu gösteriyor. Türk firmaları olarak bu teknolojik dönüşüme biraz daha hızlı ayak uydurmamız gerekiyor. Ancak tamamen geç kalmış değiliz. Türk firmalarının bir araya gelerek ortak Ar-Ge ve teknoloji projeleri geliştirmesi, bilgi ve kaynaklarını birleştirmesiyle bu farkı kapatabileceğimize inanıyorum. Biz de bu dönüşümün dışında kalmamak ve yapay zekâ destekli ürünler konusunda kendimizi geliştirmek için ortak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Çinli ve diğer Uzak Doğulu markaların teknoloji, ürün çeşitliliği, hız ve fiyat açısından giderek daha güçlü hale geldiğini görüyoruz. Türk üreticileri bu rekabette nasıl farklılaşabilir?

Burada önce kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz montaj sanayii miyiz, yoksa gerçek anlamda üretim sanayii miyiz? Bence asıl önemli konu bu. Sanayimizi geliştirirken hammaddeyi yarı mamule, yarı mamulü de mamule dönüştürebilen bir yapıya sahip olmamız gerekiyor. Aslında bunu üç aşamalı bir sistem olarak değerlendirmek lazım. Sadece “Made in Türkiye” etiketiyle üretim yapmanın yanı sıra, yerli malı üretimin payını artırmamız çok daha önemli. Yerli üretimi ve tedarik zincirimizi güçlendirdikçe hem rekabet gücümüzü artırabilir hem de Türkiye’nin üretim sanayisini daha sağlam bir yapıya kavuşturabiliriz. Marka konusunda da firmaların yalnızca üretici kimliğiyle değil, güçlü bir marka kimliğiyle de öne çıkması gerektiğine inanıyorum. Türkiye’nin yanı sıra global ölçekte marka bilinirliğimizi artırmak önemli. Elbette marka oluşturmak ve yapılandırmak uzun soluklu ve emek isteyen bir süreç. Ancak sabır, istikrar ve doğru stratejilerle bu hedefe ulaşmanın mümkün olduğunu düşünüyorum.

Türk firmalarının küresel teknoloji yarışında daha güçlü olabilmesi için Ar-Ge ve inovasyon yatırımları kritik önem taşıyor. Bu alanda kamudan ve ilgili kurumlardan ne tür destekler bekliyorsunuz? Mevcut teşvik ve destekleri yeterli buluyor musunuz?

Son birkaç yıla baktığımızda perakende ticaretin giderek dijitalleştiğini görüyoruz. Yapay zekâ destekli raporlama, lojistik sistemlerin hızlanması ve e-ticaretin gelişmesi bu dönüşümü hızlandırıyor. Ancak tüketici için ürünü görmek, deneyimlemek ve hissetmek hâlâ önemli. Bu nedenle geleneksel bayi kanalının tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Özellikle farklı yaş gruplarının dijital alışverişe bakışı birbirinden farklı. Gençler dijital alışverişe daha hızlı uyum sağlarken, daha ileri yaş gruplarında geleneksel alışveriş alışkanlıkları

devam ediyor. Zaman içinde elbette satış kanalları değişecek. Geleceğin bayisi de dijital kanalları daha fazla kullanan, ancak müşteriye ürün deneyimini yaşatmaya devam eden daha hibrit bir yapıya dönüşecektir.

0 Yorum

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Noor Technology, iç ortamlarda bulunan havanın kalitesini arttırmak üzere yürüttüğü Ar-Ge çalışmalarını sürdürüyor
Perakende sektörü “Ortak Akıl”da buluştu
WindFree™ teknolojili Samsung klimalar soğuk günlerde evleri ısıtıyor 
Mitsubishi Electric Turkey Klima Sistemleri Üretim A.Ş. ihracat ödülü kazandı
2026 yılı için beklentimiz, sektörün daha dengeli ve rasyonel bir yapıya geçmesi yönünde
Ekonomik belirsizlikler ve enflasyon gibi sebepler, Z kuşağını maliyet bilinci yüksek bir tüketici kitlesine dönüştürdü