Öncelikle kendinizi ve şirketinizi kısaca anlatabilir misiniz?
1992 yılında Manisa’da doğdum. Eğitim hayatımın bir bölümünü Sudan’da tamamlayarak İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Ardından Türkiye’de Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. İş hayatına 2014 yılında Ekol Lojistik bünyesinde lojistik faaliyetlerinde başladım. Yaklaşık 7 yıl süren bu deneyimin ardından yolumuz Vestel ile kesişti. Manisa’da yaklaşık 4 yıl Vestel bayiliği yaparak 3 şubeye kadar büyüdük. Daha sonra yaşanan bazı süreçler nedeniyle kendi markamız olan Mars Teknolojiyi kurduk. Şu anda tek mağaza ile faaliyet gösteriyoruz; ancak önümüzdeki dönemde mağaza sayımızı artırmayı hedefliyoruz. Bugün bünyemizde yaklaşık 25 farklı marka bulunuyor ve bu markaları müşterilerimize en profesyonel şekilde sunmaya özen gösteriyoruz.
Bu markaları nasıl tedarik ediyorsunuz?
Ürün tedariğimizi ağırlıklı olarak distribütörler aracılığıyla sağlıyoruz. Bu noktada Gürses, Sersim, Seren, Gipa, Büyükosmanoğulları ve Burak DTM gibi sektörün güçlü firmalarıyla çalışıyoruz. Ayrıca önemli iş ortaklarımızdan biri de Eremiz. Özellikle klima tesisatı ve ekipmanları konusunda faaliyet gösteren güçlü bir tedarikçi. Klima ürün grubumuzun önemli bir kısmını da buradan temin ediyoruz.
Mağazanın fiziki özelliklerinden bahseder misiniz?
Mağazamız şehir merkezine oldukça yakın, yaklaşık 2 kilometre mesafede yer alıyor. Bulunduğumuz bölge, yüksek hinterlandı, genç nüfusu ve güçlü satış potansiyeliyle dikkat çeken bir lokasyon. Bu avantaj sayesinde yalnızca eş dost ve yakın çevreye değil, farklı müşteri gruplarına da ulaşabiliyoruz. Geçtiğimiz yıl 650 metrekare kapalı alana sahip, yaklaşık 5 dönüm arazi üzerine kurulu depomuzu da faaliyete aldık. Kısa süre önce depomuzu satışa uygun şekilde yeniden düzenleyerek buradan da aktif satış yapmaya başladık. Ayrıca sosyal medya kanallarını da etkin kullanarak, depo üzerinden de satışlarımızı destekliyoruz.
İşleriniz nasıl gidiyor?
Kasım ayından bu yana işlerimizde belirgin bir durgunluk söz konusu. Özellikle nakit döngüsünün daralması, ödeme dengesini kurmakta zorlanmamız ve satış hacmindeki düşüş en önemli gündem maddelerimiz arasında yer alıyor. Bunun yanında vergi yükümlülükleri ve kredi kartı ödemeleri de üst üste gelince finansal baskı daha da artıyor. Çek ödemelerini zamanında karşılamakta zaman zaman zorlanıyoruz. Bu süreci daha sağlıklı yönetebilmek adına, Çek vadesi gelmeden kredi kartı ile ödeme yaparak çeklerimizin iade alınması gibi alternatif yöntemlere yöneldik bu sistemi uyguluyoruz ve bu sayede süreci biraz daha kontrollü ve daha az stresli yönetebiliyoruz. Tüm bu zorluklara rağmen, önümüzdeki dönemde ödeme dengemizi yeniden oturtarak daha sağlıklı bir finansal yapıya kavuşmayı hedefliyoruz.

Markalar bayilerini en çok nerede anlamıyorlar? Nerede zorlanıyorsunuz?
En çok zorlandığımız konuların başında, internet tarafındaki fiyat dengesizliğinin markalar tarafından yeterince açıklanamaması geliyor. Distribütörler arasında aslında çok büyük fiyat farkları yok; herkes kendi içinde bir denge oluşturmuş durumda. Ancak internet fiyatları bu dengeleri bozabiliyor ve sahadaki bayiyi zor durumda bırakıyor. Bizler aynı markayı farklı kanallardan temin edebiliyoruz. Bu noktada çoğu zaman fiyat kadar, hatta bazen fiyattan daha fazla ödeme koşulları belirleyici oluyor. Ödeme dengesi ve kurgusu daha uygun olan tedarikçiyle çalışmak zorunda kalıyoruz. Bu yıl da ağırlıklı olarak ödeme açısından bize en uygun olan firmaları tercih ettik. Firmaların genel anlamda profesyonel çalıştığını söyleyebiliriz; ancak finans tarafında ciddi zorluklar yaşıyoruz. Özellikle kredi risk birimleri, çok küçük gecikmelerde bile ürün sevkiyatını durdurabiliyor. Hatta limitiniz olsa dahi, geçmiş ödemelere bakılarak ya da bazen hiçbir esneklik gösterilmeden ürün gönderimi kesilebiliyor. Bu yıl nakit akışındaki sıkıntılar nedeniyle ödemelerde gecikmeler yaşanabiliyor ve bu durum doğrudan ticaretimizi etkiliyor. Sahadaki bayinin yaşadığı gerçeklerle, finans birimlerinin yaklaşımı zaman zaman örtüşmeyebiliyor. En büyük zorluklardan biri de bu noktada ortaya çıkıyor.
Mağaza olarak tüketicilere ne tür farklılıklar sunuyorsunuz? Tüketiciler neden sizi tercih etsinler?
Tüketicinin bizi tercih etmesinin en temel nedeni, beyaz eşya ihtiyacına doğru ve kapsamlı bir çözüm sunabilmemiz. En büyük avantajlarımızdan biri, çok sayıda markayı aynı çatı altında bulunduruyor olmamız. Bu yönümüzle, adeta mikro ölçekte bir MediaMarkt konsepti sunuyoruz. Manisa’da bu kadar geniş ürün çeşitliliğini bir arada bulabilecekleri alternatif bir mağaza olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun yanında fiyat ve müşteri odaklı bir yaklaşım benimsiyoruz. Geniş taksit seçenekleriyle müşterilerimize esneklik sağlıyoruz. Özellikle depomuz üzerinden sunduğumuz fiyatlar oldukça rekabetçi; hatta birçok üründe piyasadaki en düşük fiyatların bile altına inebiliyoruz. Dijital tarafta da aktif bir strateji izliyoruz. Sosyal medya ve influencer iş birlikleriyle mağazamızın bilinirliğini artırıyoruz. Bu çalışmaların somut karşılığını da gördük; ziyaretçi sayımızda yaklaşık yüzde 300 oranında bir artış yakaladık. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, müşteriye hem çeşitlilik hem fiyat avantajı hem de güven sunan bir yapı oluşturduğumuzu düşünüyoruz.
En çok hangi müşteri profilleri sizi yoruyor?
Genel olarak müşteriyi anlamaya çalışıyorum ve kendimi onların yerine koymaya özen gösteriyorum. Sonuçta biz de birer müşteriyiz; bu nedenle beklentileri doğru analiz etmek büyük önem taşıyor. Günümüzde farklı müşteri profilleriyle karşılaşıyoruz. Özellikle sürekli telefonla fiyat araştırması yapan, internetle karşılaştırma yapan bir müşteri kitlesi var. İnternette yaşanan bazı olumsuzluklara rağmen, tüketiciler bu süreci kendi yöntemleriyle yönetebiliyor. Bu da doğal olarak fiyat rekabetini oldukça artırıyor. Biz de bu koşullara uyum sağlayarak fiyatlarımızı mümkün olduğunca dengede tutmaya ve müşteriyi memnun edecek çözümler sunmaya çalışıyoruz. Zaman zaman sadece en düşük fiyatı arayan müşteri profiliyle karşılaşsak da güven ilişkisi kurabildiğimiz müşterilerle daha sağlıklı ve sürdürülebilir satışlar gerçekleştirebiliyoruz.
Unutamadığınız bir hikâyeniz var mı?
Aslında birçok anı var ama çoğu zaman bunlar yazıya dökülmüyor; sanki insanın içinde kalıyor. Ben biraz duygusal biriyim, bu da işime yansıyor. Satış yapamadığım zamanlarda bile üzüldüğüm anlar oluyor. Özellikle müşterinin yaşadığı sıkıntılar bizi doğrudan etkiliyor. Mesela nişanlı ya da evlenmek üzere olan bir çift geldiğinde, ister istemez kendi geçmiş anılarımı hatırlıyorum. O duyguyla yaklaşıyorum ve onları sadece bir müşteri olarak değil, kendi hikâyemin bir parçası gibi görmeye başlıyorum.

İyi bir perakendeci nasıl olmalı sizce?
Türkiye koşullarında ticaret yapabilmenin temelinde güçlü bir finansal yapı yatıyor. Sermayeniz varsa çok daha rahat hareket edebiliyor, fırsatları daha iyi değerlendirebiliyorsunuz. Çünkü gerçekten “para parayı çekiyor.” Daha sınırlı sermayeyle bu işi yapmaya çalıştığınızda ise samimiyet, güven ve müşteri ilişkileri ön plana çıkıyor. Uygun fiyat sunarak müşteriye dokunabiliyorsunuz; ancak kaliteyi daha yüksek fiyatla sunmaya çalıştığınızda müşteriyle aranızda mesafe oluşabiliyor. Bugünün Türkiye’sinde perakendecilik büyük ölçüde fiyat odaklı ilerliyor. Ya en uygun fiyatı sunacaksınız ya da güçlü finansman ve esnek ödeme seçenekleriyle müşteriye çözüm sunacaksınız. Aksi halde, klasik anlamda yüzde 10–20 kâr marjlarıyla sürdürülebilir bir esnaflık yapmak giderek zorlaşıyor. Tüketici artık “en ucuz, en kaliteli ve en iyi” ürünü aynı anda talep ediyor. Bu beklenti de sektörde rekabeti oldukça sert hale getiriyor. Böyle bir ortamda dürüst ve sürdürülebilir ticaret yapabilmek her zamankinden daha fazla emek, sabır ve denge gerektiriyor.
Servislerle aranız nasıl?
Servislerle genel anlamda ilişkilerimizin iyi olduğunu söyleyebilirim. Ancak zaman zaman bazı markalarlar daha fazla sorun yaşayabiliyoruz. Bu markalarla neredeyse sorun yaşamadığımız günlerin az olduğu dönemler oluyor. Buna karşılık Vestel ve Arçelik tarafında süreçler genellikle daha sorunsuz ilerliyor. Servislerin çözüm yaklaşımları markadan markaya değişiyor. Bazı durumlarda, arızalı olduğunu düşündüğümüz ürünlere “arıza yok” şeklinde geri dönüşler alınabiliyor ve bu da süreci zorlaştırabiliyor. Buna rağmen, genel çerçevede servislerle iletişimimizi ve iş birliğimizi sürdürülebilir bir şekilde yönetmeye çalışıyoruz Haier markası da sizde.
Haier markası size ne ifade ediyor?
Haier, dünyanın en büyük beyaz eşya üreticilerinden biri. Global ölçekte güçlü bir marka ve Türkiye’de de yakın zamanda yaptığı yatırımlarla dikkat çekiyor. Önümüzdeki dönemde çok daha büyük atılımlar yapacağını ve pazarda etkisini ciddi şekilde artıracağını düşünüyorum. İlk kez mağazamızda teşhir ettiğimizde, açıkçası “bugüne kadar gördüğümüz en kaliteli ürünlerden biri” yorumunu yaptık. Ürünler oldukça teknolojik ve modern. Yerli markalara baktığınızda zaman zaman mevcut teknolojilerin farklı tasarımlarla sunulduğunu görüyorsunuz; ancak Haier tarafında en güncel teknolojinin doğrudan kullanıcıya sunulduğunu söyleyebilirim. Adana’da katıldığımız lansmanda da ürünleri yakından inceleme fırsatı bulduk ve bu kaliteyi sahada da net şekilde gördük. Fiyat politikası ise oldukça rekabetçi. Bu teknoloji ve tasarım seviyesine bakıldığında, aslında çok daha yüksek fiyatlı olması beklenebilir; ancak birçok yerli markaya kıyasla daha ulaşılabilir seviyelerde konumlanıyor. Kendi çevremde de deneyimleme fırsatımız oldu. İlk çamaşır makinesini kardeşime satmıştım ve yaklaşık bir ay boyunca memnuniyetini özellikle dile getirdi. Servis tarafında da şu ana kadar olumlu bir deneyim yaşıyoruz.
Bu iş gelecekte sürdürülebilir mi? Çocuklarınızın bu işi devam ettirmesini ister misiniz?
Açıkçası istemem. Elimden geldiğince onları bu sektörden uzak tutup, daha farklı alanlara, özellikle tıbbi ve daha güvenli mesleklere yönelmelerini isterim. Sektörün belirli noktalarda tıkanmaya başladığını düşünüyorum. Geleneksel esnaflık modeli özellikle finansal açıdan giderek zorlanıyor. Bu yapının, mevcut haliyle uzun vadede sürdürülebilir olması kolay görünmüyor. Önümüzdeki dönemde daha büyük ve küresel oyuncuların sektörde ağırlığını artıracağı bir tabloyla karşılaşabiliriz. İnternetin etkisi ise her geçen gün daha da büyüyor. Yeni nesil tamamen dijital dünyayla iç içe büyüyor ve alışveriş alışkanlıkları da buna göre şekilleniyor. Bu nedenle klasik mağazacılık anlayışının dönüşmesi kaçınılmaz. Gelecekte daha küçük, daha deneyim odaklı mağazaların öne çıkacağını düşünüyorum. Hatta bizim de zaman zaman üzerinde düşündüğümüz bir model var: Ürünlerin fiziksel olarak çok sınırlı sergilendiği, adeta bir “katalog” mantığında çalışan, ama dijital teknolojilerle desteklenen mağazalar… Yakın gelecekte tüketiciler ürünleri 3 boyutlu olarak inceleyebilecek, deneyimleyebilecek ve kararlarını bu şekilde verecek. Mağazalar küçülecek ama teknolojiyle güçlenecek. Ben de bu dönüşüme ayak uydurmak ve özellikle teknoloji tarafında kendimi geliştirmek istiyorum. Çünkü görünen o ki, perakendenin geleceği tam olarak bu yönde şekilleniyor.
Geleceğe dair hedefleriniz nelerdir?
Aslında bu iş bizim baba mesleğimiz değil. Babam inşaat kökenli biriydi, sonrasında nakliyeciliğe yöneldi. Hayatı başarılarla dolu, farklı alanlarda yöneticilik yapmış bir isim. Biz de o süreçte lojistikle iç içe büyüdük. Abilerim nakliyecilik yaptı, ben de Ekol Lojistik’te çalıştım. Lojistikten gelen bu altyapıyla, Vestel ile çalışmaya başladığımız dönemde kendimi bir anda beyaz eşya sektörünün içinde buldum. Açıkçası bu sektör dışarıdan bakıldığında prestijli ve cazip görünüyor. Ancak işin içine girince kârlılığın o kadar yüksek olmadığını da net bir şekilde görüyorsunuz. Yine de tüm zorluklarına rağmen, bugün yeniden doğsam yine bu sektörü tercih ederdim. Belki başlangıcımı daha farklı planlardım ama sonuçta yine beyaz eşya sektörünün içinde olurdum. Kendi adıma her zaman pozitif bir bakış açısına sahibim. Çevreme baktığımda enerjisini kaybetmeyen insanlardan biri olduğumu düşünüyorum ve bu motivasyonla yoluma devam ediyorum. İlk dönemlerde hedefim mağaza sayısını artırmaktı. Ancak son yıllarda bu bakış açım değişti. Artık nicelikten çok nitelik odaklı düşünüyorum. Çok sayıda mağaza yerine, daha güçlü yapıya sahip, daha verimli çalışan bir mağaza modeli kurmak istiyorum. Hedefim; daha küçük ölçekte ama çok daha etkili, teknolojik altyapısı güçlü ve sürdürülebilir bir mağaza konsepti oluşturmak. Bu doğrultuda özellikle Manisa ve İzmir odaklı, bölgesel anlamda güçlü bir yapı kurmayı planlıyorum. Son birkaç yılda hayallerim daha netleşti; büyümek hâlâ hedefim ama bunu daha kontrollü, daha sağlam ve daha yenilikçi bir modelle gerçekleştirmek istiyorum.








0 Yorum