Berlin'e Giderken Aklımdaki En Büyük Soru
Geçenlerde önemli bir bayi dostumu ziyaret ettim. Sohbetimizin konusu doğal olarak IFA 2026'ya ve sektörün geleceğine geldi. Kendisine, "2030 yılında Türk beyaz eşya perakendeciliğini nerede görüyorsun?" diye sordum.
Beklediğim cevap ekonomik şartlar, finansman maliyetleri ya da tüketici talebiyle ilgiliydi. Ancak hiç beklemediğim bir yerden başladı.
"Ben asıl 2030 yılında bugünkü anlamıyla Türk beyaz eşya sektörünün aynı yapısıyla devam edip etmeyeceğini düşünüyorum." dedi.
Ardından Çinli üreticilerin sadece Avrupa'da değil, Türkiye'de de çok daha etkili olacağını, ortaklıkların ve satın almaların gündeme gelebileceğini anlattı. Hatta bugünün büyük Türk markalarının bile el değiştirebileceğini düşündüğünü söyledi. Konuşmasını ise şu cümleyle bitirdi:
"Tekstil sektöründe yaşanan dönüşümün benzeri, beyaz eşyada da yaşanabilir."
Bu görüşe katılanlar da olacaktır, fazla iddialı bulanlar da... Ancak beni düşündüren, bu öngörünün doğru olup olmamasından çok, sektörün içinde uzun yıllardır çalışan deneyimli bir bayinin artık bu ihtimali yüksek sesle dile getiriyor olmasıydı.
Tam da bu nedenle bu yıl Berlin'e biraz farklı bir gözle gidiyorum.
Son yıllarda Avrupa'da düzenlenen teknoloji fuarlarında Çinli markaların yükselişi artık açık biçimde hissediliyor. Bir zamanlar yalnızca uygun fiyat politikalarıyla anılan bu üreticiler, bugün tasarım, yapay zekâ, bağlantılı yaşam teknolojileri ve Ar-Ge yatırımlarıyla da dikkat çekiyor. IFA 2026'da bu değişimin çok daha belirgin şekilde karşımıza çıkacağını düşünüyorum.








0 Yorum