Kütahya seyahatimizle birlikte Dağıtım Kanalı olarak yeni bir aşamaya geçtiğimizi düşünüyorum. Bugüne kadar Anadolu’yu dolaşırken bayilerin hikâyelerini, yaşadıkları sorunları, markalarla ilişkilerini ve bulundukları şehirlerde oluşturdukları değeri okuyucularımıza aktarmayaçalıştık. Bundan sonra bu ziyaretlerde bir sorunun izini daha kararlı biçimde süreceğiz: 2030 yılında
Türkiye’de nasıl bir beyaz eşya perakendeciliği olacak? Kütahya dosyamızı da bu soruyla hazırladık.
Kütahya ve Tavşanlı’da görüştüğümüz işletmeler birbirinden farklı yapılara sahipti. Kimi üçüncü kuşağa ulaşmış köklü bir aile şirketi, kimigeleneksel mağazacılığın yanında e-ticaret ve toptan satışta büyüyen yeni nesil bir işletmeydi. Ancak görüşmelerin ortak noktası aynıydı:Beyaz eşya perakendeciliği eski alışkanlıklarla sürdürülemiyor. Müşteri değişiyor, ödeme gücü daralıyor, internet fiyatları mağazalarınkarşısına her gün yeni bir sorun çıkarıyor ve yüksek finansman maliyeti stok taşımayı giderek zorlaştırıyor. Buna karşılık güvenin, satışsonrası hizmetin ve müşteriyi tanımanın değeri de artıyor.
İlk durağımız Cemaller Dayanıklı Tüketim oldu. Otuz yılı aşkın dostluğumuzun bulunduğu Cemal Boyacı ile eski günleri andık, işlerin bugüngeldiği noktayı konuştuk. Cemal Bey’in ekmek teknesini devrettiği Ekrem Bozdağ’ın olumlu yaklaşımı bize şunu gösterdi: Anadolu’da ticaretyalnızca mağazanın tabelasıyla devam etmiyor; yıllar içinde kurulan güven yeni kuşağa da aktarılıyor. Çevre ilçe ve köylerden gelen müşteriler için tanıdığı esnaf hâlâ önemli. Kredi kartının ya da banka finansmanının her müşteriye uygun olmadığı yerde elden taksit, senet ve karşılıklı güven alışverişin devam etmesini sağlıyor.
İnternette daha düşük bir fiyat görülse bile müşteri, gerektiğinde kapısını çalabileceği bir muhatabın değerini biliyor.
Kaytan Ticaret’te ise geçmiş ile geleceğin aynı çatı altında nasıl buluşabildiğini gördük. Ailenin ticari geçmişi 1960’lı yıllara uzanıyor. Önce dedelerle, sonra babalarla, bugün ise çocuklarla alışveriş yapan bir işletmeden söz ediyoruz. Beyaz eşya, mobilya ve sevkiyat bölümlerini yöneten çalışanların 35 yıldır aynı şirkette görev yapması sadece personelsadakati değildir; aynı zamanda güçlü bir kurumsal hafızadır. Yeni kuşaktan Mimar
Necatican Kaytan’ın teknolojiye, akıllı ürünlere ve sosyal medyaya yaklaşımı da bu birikimi geleceğe taşıyor. Eski kuşağın müşteriyle kurduğu sıcak ilişki ile yeni kuşağın teknolojibilgisi birleştiğinde yerel mağazanın elindeki en önemli güç ortaya çıkıyor.
Turuncu Elma’nın sahibi Burak Yıldırım ile yaptığımız görüşme, Kütahya dosyasının teknoloji tarafını oluşturdu. Yapay zekânın artık yalnızca büyük şirketlerin konuştuğu uzakbir kavram olmadığını burada somut biçimde gördük. Depoda ürün toplama rotalarınınhesaplanması, yanlış ürün alındığında tablet üzerinden uyarı verilmesi, kırık ürün oranlarının, kargo maliyetlerinin ve anlık kârlılığın izlenmesi günlük işin bir parçası hâlinegelmiş. Üç yılda yapılması düşünülen bazı düzenlemelerin üç ayda tamamlanması ve dahaaz personelle daha yüksek kargo kapasitesine ulaşılması, yapay zekânın perakendeciaçısından ne ifade ettiğini açıkça gösteriyor. Teknoloji doğru kullanıldığında yalnızca satışadeğil, deponun içindeki her adıma dokunuyor.
Dumlupınar Ticaret’ten İsmail Boyacı ise bayilerin bugün yaşadığı tabloyu çok yalın birsözle anlattı: “Herkes başına yağan karı eritiyor.” Bu ifade, sektörün içinde bulunduğudurumu uzun raporlardan daha iyi anlatıyor. Yüksek stok kotaları, kredi maliyetleri, düşen alım gücü ve internet kanallarındaki fiyat baskısı bayileri yalnızlaştırıyor.
Bir tarafta markanın hedefleri, diğer tarafta mağazanın nakit akışı var. Üstelik aynı ürünün internette bayinin rekabet etmekte zorlandığıfiyatlarla satılması, kanal içindeki dengeyi bozuyor. Bayilik sisteminin 2030’a sağlıklı biçimde ulaşması isteniyorsa üreticilerin mağaza,kendi internet sitesi ve pazaryerleri arasındaki fiyat ilişkisini birlikte düşünmesi gerekiyor.
Ata DTM’den Mert Yıldırım’ın yaklaşımı da bugünün ekonomik koşullarında önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Enflasyon nedeniyle parasal cironun yükselmesi, işletmenin gerçek anlamda büyüdüğü anlamına gelmiyor.
Satılan ürün adedi artmıyorsa, stok devir hızı düşüyorsa ve sermaye pahalı mala bağlanıyorsa büyüme görüntüsü yanıltıcı olabilir.Mert Bey’in “Şu anda ne büyümeye ne küçülmeye odaklanıyorum, bu piyasada hacmi korumak gerektiğini düşünüyorum” sözleri bu nedenle önemli. Çeyiz müşterilerine bir yıl ücretsiz depolama gibi hizmetler de yerel bayinin fiyat dışında nasıl değer oluşturabileceğini gösteriyor.
Kütahya’da gördüğümüz tablo bana şunu söylüyor: 2030’un beyaz eşya perakendecisi yalnızca ürün satan kişi olmayacak. Nakit akışını iyi yönetecek, stoklarını doğru okuyacak, yapay zekâyı ve dijital araçları işinin içine katacak, genç müşteriye ulaşmanın yeni yollarınıbulacak. Bütün bunları yaparken yıllardır kendisini ayakta tutan güven ilişkisini de koruyacak. Çünkü teknoloji işlemleri hızlandırabilir,fiyatları karşılaştırabilir ve depoyu daha verimli hâle getirebilir; fakat müşterinin karşısında sorumluluk alan bir insanın yerini tek başınadolduramaz.Bu nedenle Kütahya dosyasının başlığı bana çok anlamlı geliyor: Yapay zekâ çağında elden taksit yapmak. Birtarafta depodaki adımları hesaplayan sistemler, diğer tarafta müşterisinin ödeme gücünü bilen ve ona uygunçözüm üreten esnaf var. Geleceğin perakendeciliği bu iki dünyadan birini seçmekle değil, ikisini doğrubiçimde bir araya getirmekle kurulacak. Dağıtım Kanalı olarak bundan sonraki saha ziyaretlerimizde 2030’unperakendeciliğini aramaya, bayilerin deneyimlerini dinlemeye ve sektörün geleceğini sahadan okumayadevam edeceğiz.








0 Yorum