10 Mart 2026

Önümüzdeki dönemde her işletmenin tek bir alanda yoğunlaşacağı bir yapıya doğru gidileceğini düşünüyorum

Selçuk DTM Bursa Karışık Bayi Nuri Selçuk

Öncelikle, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1972 Muş doğumluyum. 1974 yılından bu yana Bursa’da yaşıyorum; burada büyüdüm, bu nedenle kendimi daha çok Bursalı hissediyorum. Sektöre 1992 yılında başladım. Öncesinde torna tesfiyeciliği yapıyordum. Evliyim ve üç çocuk babasıyım. 1992’de tüpçülükle başladım. O dönemde sektörde önemli bir boşluk olduğunu fark ettim. İnsanların alım gücü ile perakende fiyatları arasında ciddi bir fark vardı. Ürünleri daha uygun fiyatla ulaştırabilmek amacıyla bu yola çıktık ve zamanla başarılı olduk. Bursa ve çevresinde spot satış yaparak ürünleri gerçek fiyatlarla tüketiciyle buluşturmanın avantajlarını gördük. Hem toptan hem de perakende çalışıyorum. Eskişehir’deki Çetintaş’ın distribütörlüğünü yürütüyorum; ankastre ve küçük ev aletleri grubunda bayilerimize ürün tedarik ediyoruz. Yılda iki kez bayilerimizi Antalya’da düzenlediğimiz organizasyonlarla bir araya getiriyoruz. Bunun yanı sıra perakende satış faaliyetlerimiz de devam ediyor.

Mağazanızın genel özelliklerinden bahsedebilir misiniz?

Mağazamız 1.000 metrekarelik, iki kattan oluşan geniş bir alana sahip. Mobilya, züccaciye, elektronik ve beyaz eşya ürün gruplarında faaliyet gösteriyoruz. Her kesime hitap edecek bir ürün çeşitliliği sunmaya çalışıyoruz. Bursa’nın Güllük Mahallesi’nde yer alıyoruz ve ağırlıklı olarak Yıldırım bölgesine hizmet veriyoruz. Çeşitliliği yüksek tutmak en önemli özelliklerimizden biri. Küçük ev aletlerinden beyaz eşyaya kadar pek çok markayı müşterilerimizle buluşturuyoruz; mutfak grubunda ise neredeyse aranan her ürünü bulmak mümkün. Hem taksitli hem de nakit ödemede uygun imkânlar sunarak vatandaşın farklı markalara kolayca ulaşabilmesini sağlamayı hedefliyoruz.

Bölgenizi ve müşteri profilinizi biraz anlatabilir misiniz?

Yıldırım bölgesi daha çok sanayi ve üretim sektöründe çalışan nüfusun yoğun olduğu, gelişimini sürdüren bir yerleşim alanı. Şehir merkezine yakın konumda bulunması ve nüfus yoğunluğunun yüksek olması da bölgenin hareketliliğini artırıyor.

Son dönemdeki satış performansınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? 2025 yılı sizin için nasıldı? 2026 yılına ilişkin beklentileriniz nelerdir?

2025 yılında, herkesin ifade ettiği gibi zorlu bir süreçten geçtik. Mevcut dönemde ticaret daha çok ayakta kalma mücadelesine dönüştü; bu şartlarda işletmeyi koruyabilmek bile başlı başına bir başarı sayılır. 2026’nın, 2025’e göre yüzde 10–15 oranında daha iyi geçeceğini düşünüyoruz. Yıl biraz yavaş başladı, ilerleyen aylarda toparlanma bekliyoruz; ancak çok parlak bir ticaret ortamı öngörmüyoruz. 2024 yılı, 2025’e kıyasla daha iyiydi. 2025’i kayıp bir yıl olarak değerlendirebiliriz. 2026’nın da özellikle yılın ilk 7–8 ayına kadar benzer şekilde zorlu geçeceğini tahmin ediyoruz.

Hangi markaların toptancılığını yapıyorsunuz?

Çetintaş’ın yanı sıra Arçelik, Beko, Altus, Regal, Vestel ve Sunny gibi markalarda da alt toptancı olarak faaliyet gösteriyoruz. Geniş bir marka yelpazesiyle çalışıyor, ürünlerin adet bazında temin edilebilir olmasına özellikle önem veriyoruz. Hem tekil satışlarda hem de toplu alımlarda bayilerimize destek olabilmek en önemli özelliklerimizden biri.

Tüketicilerinize hangi farklı avantajları sunuyorsunuz?

34 yıllık bir firmayız. Bu sürenin 17 yılı toptancılıkla geçti, son 13 yılda ise perakendeye açıldık. Perakendeye geçerken kâr marjlarını görerek, bunu son tüketici için nasıl daha cazip hâle getirebileceğimizi düşünmeye başladık ve bu doğrultuda önemli adımlar attık. Amacımız, müşterinin bize geldiğinde hem çeşit hem de fiyat avantajı bulmasıydı. Bugün gelen müşterilerin yaklaşık yüzde 95’inin memnun ayrıldığını söyleyebilirim. Üç farklı satış sistemimiz var: nakit, kredi kartı ve elden senetli satış. Müşteri profilimizde nakit ödeme oranı oldukça yüksek. Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan firmalar ve kişiler bizi tanıdığı için nakit akışımız güçlü. Eskiden bazı bayiler, tüketicilere “spot ürün almayın, sorun yaşarsınız” diye uyarılarda bulunurdu; ancak zamanla müşteriler bu algının her zaman doğru olmadığını gördü. Beyaz eşyanın yanı sıra tekstil, züccaciye ve mobilya alanlarında da satış yapıyoruz. Tekstilde Özdilek ürünleriyle, mobilyada ise farklı markalardan geniş bir ürün çeşitliliğiyle hizmet veriyoruz.

Bu bir satış stratejisi mi?

Mobilya ile satış yapmanın avantajını görüyoruz. Bir müşteri beyaz eşya almaya geldikten sonra başka bir yerde mobilya görürse çoğu zaman geri dönüş olmuyor. Artık müşteri hangi ürüne bakıyorsa yalnızca o alana odaklanmak istiyor; mobilya için mobilya, tekstil için tekstil. Yani belirli bir uzmanlık arıyor. Bugüne kadar bölgemizde geniş ürün çeşitliliğiyle faaliyetimizi sürdürdük. Ancak önümüzdeki dönemde her işletmenin tek bir alanda yoğunlaşacağı bir yapıya doğru gidileceğini düşünüyorum. Mobilya mağazası yalnızca mobilya, beyaz eşya mağazası ise yalnızca beyaz eşya satacak ve kendi içinde uzmanlaşacak. Çünkü her ürünü aynı anda sergilemek için mağazaların metrekareleri artık yeterli olmuyor.

Sizde internet satışı yapıyor musunuz?

Evet, internet satışlarımız var. Hepsiburada üzerinden ve kendi web sayfamız aracılığıyla ürün satışı yapıyoruz. Farklı modellerde pek çok ürünü sunabiliyoruz; ancak internet tarafında çok güçlü olduğumuzu söyleyemem. En büyük handikaplardan biri, müşterinin ürünü aldıktan sonra “beğenmedim” diyerek kolayca iade edebilmesi. Diğeri ise gönderilen ürünlerin taşıma sırasında hasar görme ihtimali. Ayrıca internet satışlarında kart komisyonları ve diğer kesintiler oldukça yüksek. Bu nedenle birçok satıcı adet artırarak komisyon oranlarını düşürmeye çalışıyor. İnternet satışlarının önemli bir kısmı uzun vadeli alım yapıp bunu nakde çevirmeye dayanıyor. Bir anlamda vade avantajını kullanarak finansman sağlamaya çalışılıyor. Bu durumun sektörün kârlılığını aşağı çektiğini ve ciddi bir kan kaybına yol açtığını düşünüyorum.

Size göre sektörün en büyük sorunları nelerdir? Bu sorunlara yönelik çözüm önerileriniz neler olur?

Sektördeki birinci sorun, marka sayısının aşırı artmasıyla pastanın bölünmesi ve ürün çeşitliliğinin kontrolsüz şekilde çoğalması. Köklü markaların karşısına sürekli yeni markalar çıkıyor. İkinci sorun ise markaların bayiyi yeterince koruyamaması. Eskiden bu koruma daha belirgindi; bugün markaların kendi internet satış kanallarına yönelmesi de bayiyi zorlayan unsurlardan biri hâline geldi. Üçüncü olarak, alt segment markaların fiyatları çok aşağı çekmesi piyasayı olumsuz etkiliyor. Dördüncü konu ise segment ayrımının ortadan kalkması. Üst segmentin sattığı ürünü alt segmentin satmaması, alt segment ürünün de üst segmentle aynı yerde konumlanmaması gerekir. 10 TL’lik ürünün yeri 10 TL, 100 TL’lik ürünün yeri 100 TL olmalı. Bu denge kurulmadığı sürece bir marka bir süre büyüse bile sonrasında değer kaybı yaşayacaktır. Tüketici tarafında da alt, orta ve üst segment ayrımı bulunuyor; ancak alt segmentteki bir tüketici üst segment ürünün neredeyse birebir benzerini çok daha düşük fiyata bulabiliyor. Markaların bunu kontrol altına alması gerekir. Aksi hâlde üst segment ürünün algısı zedeleniyor ve değeri düşüyor. Özellikle zincir indirim marketlerinde satılan ürünlerin farklı satış kanallarında aynı şekilde bulunmaması gerekir. Büyük markaların en büyük hatalarından biri, alt segment markalarıyla bu kanallara girip sonrasında kendi markalarını da aynı ortama sunmaları. Bu durum kısa sürede fiyat ve marka algısında karmaşa yaratıyor. Sahada sürekli yer alan biri olarak edindiğimiz tecrübe şu: Bu ayrımlar netleşmediği sürece ticaretin sağlıklı bir dengeye oturması zor görünüyor.

Beyaz eşyadan başka bir iş kolunuz var mı?

Biz dört kardeşiz. Bir kardeşimle birlikte bir dönem tuğla fabrikası açtık; şu anda o iş kolunu kendisi sürdürmeye devam ediyor.

Size göre perakendecilik nedir? İyi bir perakendecilik nasıl olmalıdır? Önümüzdeki dönemde nasıl bir evrim geçireceğini düşünüyorsunuz?

Perakendeciliğin Türkiye’de son 5 yılına girdiğimizi düşünüyorum. Dijitalleşmenin ve sanal mağazaların bu kadar yaygınlaştığı bir ortamda mevcut yapı uzun süre aynı şekilde devam etmeyecek. Bugün yaşanan birçok gelişme de aslında bu dönüşümün sancıları. İnsanlar artık oturdukları yerden alışveriş yapabiliyor ve markalar da bunun farkında. 10 yıl önce yaklaşık yüzde 1,5 seviyesinde olan internet satışlarının bugün çok daha yüksek oranlara ulaşması bu değişimi açıkça gösteriyor. Bu nedenle perakende sektörünün geleceğini çok parlak görmüyorum. Mobilya belki bir süre daha devam edebilir; çünkü lojistik ve teslimat süreçleri hâlâ belirleyici. Ancak bu engeller aşıldığında fiziksel perakendenin önemi daha da azalacaktır. İlerleyen dönemde klasik bayilik yapısının değişeceğini, markaların satış süreçlerini daha fazla doğrudan yöneteceğini ve dijital mağazaların öne çıkacağını düşünüyorum. Yapay zekâ uygulamaları yaygınlaştıkça bu dönüşümün daha da hızlanacağı kanaatindeyim. Deneyim mağazacılığı için doğru lokasyon çok önemli. Büyük markalar bu alanlara yöneldikçe küçük işletmelere alan daralacaktır. İnternet ortamında ise fiziksel sınırlamalar olmadığı için satış noktalarını çoğaltmak çok daha kolay. Bizim sektörde de deneyim mağazacılığı yaygınlaştıkça büyük oyuncuların daha belirleyici olacağını düşünüyorum. Alışveriş merkezleri de bu dönüşümden etkileniyor. Dijital platformlara yeterince uyum sağlayamayan yapılar zorlanıyor. Geçiş sürecinde en büyük sorunlardan biri bu adaptasyon eksikliği. Geçmişte ödeme sistemlerindeki değişimler sırasında benzer tartışmalar yaşanmıştı; zamanla sektör yeni düzene uyum sağladı. Önümüzdeki dönemde de sistem değiştikçe perakende yapısının ve alışveriş merkezlerinin mevcut hâliyle kalmayacağını öngörüyorum.

Bu işi kârlı bir meslek olarak görüyor musunuz? Ayrıca mesleğinizi severek yaptığınızı söyleyebilir misiniz?

34 yıldır bu mesleği yapıyorum ve her sabah işe yeni bir heyecanla geliyorum. Ticaret çok güzel bir meslek; iyi ki bu sektörün içindeyim. Bu işi severek yapmadan ilerlemek mümkün değil. Mesleğimi ve ticareti gerçekten seviyorum.

Hedefiniz nedir bundan sonra?

Hedeflerimizden biri üreticiliğe geçmek. Bu doğrultuda “Evrosya Türk” markasını oluşturduk. Küçük ev aletleri ve beyaz eşya alanında kendi ürünlerimizle faaliyet göstermeye başladık. Marka, Yavuz Onay’ın Çin’de sahibi olduğu yapıyla bağlantılı; Türkiye’de ise isim hakları ve marka sahipliği bize ait. Bu anlamda Yavuz Onay da iş ortağımız konumunda. Üzerinde “Türk” ibaresi bulunan bir marka oluşturmak istedik. Özellikle Türki Cumhuriyetler ve Arap ülkelerinde “Türk” kelimesi kalite ve güven algısı açısından önemli bir karşılık buluyor. Bu bilinçle, belirli bir kalite standardını temsil eden bir marka ortaya koymayı hedefledik. Çin’de üretim yapan ve kendi alanında ilk beş içinde yer alan güçlü bir yapıyla çalışıyoruz. Türkiye’de ise perakende ve toptanın ötesine geçerek Evrosya Türk markasıyla yeni bir yol açtık. Sektörde yaşanan daralma nedeniyle bir süre temkinli ilerledik; ancak 2026’nın ikinci yarısından itibaren daha hızlı bir büyüme planlıyoruz.

Sektöre mesajınız ne olur?

İşlerini yakından takip etsinler ve her gün yeni bir heyecanla işlerinin başına gelsinler. Dönem dönem kırılmalar yaşanabilir; ancak toparlanacağımıza ve hep birlikte kazanacağımıza inanıyorum. Ticaret yaparken heyecanlarını kaybetmemelerini özellikle tavsiye ederim.

0 Yorum

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Yatırımlar ve tüketicilerin kaliteli ürün beklentisi pazarı hızlı büyütüyor
En İyi Alfred Hitchcock Filmleri
Stoklu çalışmalarımız sayesine indirim marketleri ile rekabet edebiliyoruz
Kurban Bayramımız kutlu olsun
Dünyanın en küçük giyilebilir hava temizleyicisi, CES 2021'e geri döndü
Beyaz eşya satışları yılın ilk yarısında yüzde 41 büyüdü