IFA 2026’ya dönüp baktığınızda, sizce bu yılki fuar sektörün gidişatı hakkında bize ne söylüyor?
IFA 2026, sektörün artık tek başına ürünlerden çok, birbiriyle bağlantılı teknolojilerin sunduğu deneyimlere odaklandığını açıkça gösterdi.
Yapay zekâ, artık başlı başına ayrı bir kategori olmaktan ziyade günlük teknolojinin giderek daha fazla parçası haline geliyor. Bunu beyaz eşya ve ev aletlerinden eğlence teknolojilerine, akıllı yaşamdan sağlık, mobilite ve robotiğe kadar birçok alanda gördük. Aynı zamanda tüketicilerin beklentileri de giderek yükseliyor. Artık teknolojinin hayatımıza somut bir katkı sağlaması bekleniyor; zamandan tasarruf ettirmesi, enerji tüketimini azaltması, konforu arttırması ya da günlük yaşamı kolaylaştırması gerekiyor.
Robotik teknolojiler de bu yıl IFA’da öne çıkan alanlardan biriydi. Evlerde kullanılan robotik çözümlerden insansı robotlara kadar, daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir yelpazeyle karşılaştık. Ancak asıl önemli gelişme, robotların yalnızca daha yetenekli hale gelmesi değil, günlük hayatta kullanılabilecek çözümlere giderek daha fazla dönüşmesi. Gelecekte IFA 2026’ya dönüp baktığımızda, bu fuarı yapay zekâ ve robotiğin teknolojik bir vaat olmanın ötesine geçerek günlük hayatın bir parçası olmaya başladığı önemli bir dönüm noktası olarak hatırlayacağımızı düşünüyorum. Bu değişimin yarattığı ilgi IFA’ya da güçlü bir şekilde yansıdı; fuar, 155 ülkeden 240 bin ziyaretçiyi ve 2.000’in üzerinde katılımcıyı bir araya getirdi.
Türk beyaz eşya üreticilerinin IFA’daki değişen katılımını ve görünürlüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her büyük şirket; farklı pazarlara, hedef kitlelere ve etkinliklere yönelik yaklaşımını sürekli olarak yeniden değerlendiriyor. Bu nedenle, tek tek markaların IFA’ya katılım tercihlerinden yola çıkarak sektörün geneli hakkında bir sonuca varmanın doğru olmayacağını düşünüyorum. Sektör genelinde gördüğümüz şey daha fazla esneklik. Bazı şirketler büyük fuar alanlarına yatırım yapmaya devam ederken, bazıları perakendecilere, medyaya, iş ortaklıklarına veya belirli hedef kitlelere odaklanan daha seçici formatları tercih ediyor. Bu, uluslararası ticaret fuarlarının önemini kaybettiği anlamına gelmiyor. Şirketlerin nasıl katılım gösterecekleri ve bu katılımdan ne bekledikleri konusunda daha seçici hale geldiklerini gösteriyor.
Türkiye, hem önemli bir üretim üssü olması hem de şirketlerinin, perakendecilerinin ve bayi ağlarının gücü sayesinde küresel beyaz eşya ve ev aletleri sektörü açısından son derece önemli olmaya devam ediyor.
IFA olarak bizim görevimiz, geçmişte uygulanan katılım biçimlerini aynen sürdürmek değil. Bugün şirketlerin ihtiyaçlarını doğru anlamalı ve onlara gerçekten fayda sağlayacak katılım seçenekleri sunmalıyız. Bunun yolu da Türk üreticilerle yakın iletişim içinde olmaktan ve onların beklentilerini doğru anlamaktan geçiyor: Hangi kitlelere ulaşmak istiyorlar? Hangi ticari hedefleri gerçekleştirmeyi amaçlıyorlar? IFA olarak biz de bu hedeflere ulaşmaları için onlara nasıl en etkili ortamı sunabiliriz?

İstanbul’un uluslararası perakende dünyasında giderek artan rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul, Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında son derece doğal bir konuma sahip. Türkiye ise beyaz eşya, ev aletleri ve tüketici teknolojileri alanında zaten güçlü bir sanayi ve perakende ekosistemine sahip. Dolayısıyla giderek daha fazla uluslararası iş görüşmesinin İstanbul’da gerçekleştiğini görmek beni şaşırtmıyor. Özellikle dikkat çekici olan, Türkiye’nin birçok güçlü özelliği bir arada barındırması: üretim kabiliyeti, köklü markalar, büyük bir iç pazar, deneyimli perakendeciler ve güçlü bölgesel bağlantılar. Bütün bunlar İstanbul’a, sektör açısından giderek daha önemli bir buluşma noktası olma potansiyeli kazandırıyor.
IFA açısından baktığımda, İstanbul ile Berlin’i birbirine rakip olarak görmüyorum. Sektörün yıl boyunca farklı pazarlarda aktif olması ve farklı merkezlerde uluslararası buluşmalar gerçekleştirmesi, IFA gibi küresel platformları da güçlendiriyor. Asıl önemli olan; şirketlerin, perakendecilerin ve karar vericilerin bir araya gelmeye, fikir alışverişinde bulunmaya ve yeni iş birlikleri geliştirmeye devam etmeleri.
IFA 2026’daki görüşmelerin ardından sizce 2030 yılının beyaz eşya mağazası nasıl olacak?
Bence en büyük değişim, fiziksel mağazanın yalnızca ürün sergilemeye odaklanan bir yer olmaktan çıkıp tüketicilerin karar vermesine yardımcı olmaya çok daha fazla odaklanan bir yere dönüşmesi olacak. Bu yıl düzenlenen Retail Leaders Summit’te 100’den fazla üst düzey perakende ve sektör yöneticisi tam olarak bu konuları ele aldı: omnichannel ticaret, yapay zekâ, müşteri yolculukları, sipariş ve teslimat süreçleri ve perakendenin gelecekteki işleyiş modeli.
Tüketiciler artık mağazaya girmeden önce ürünlerin teknik özelliklerini ve fiyatlarını karşılaştırabiliyor. Fiziksel perakendeden giderek daha fazla ihtiyaç duydukları şey ise farklı: uzmanlık, ürünün gösterilmesi ve deneyimlenmesi, güvence ve ürünlerin kendi yaşamlarında nasıl birlikte çalışacağını anlamalarına yardımcı olunması. Özellikle beyaz eşya ve ev aletleri açısından bu durum önemli bir fırsat yaratıyor. Bir perakendeci tüketicilere enerji verimliliğini, bağlantılı ekosistemleri, kurulumu, servis hizmetlerini ve hangi teknolojilerin kendi evleri için gerçekten yararlı olduğunu anlamalarında yardımcı olabilir.
Dolayısıyla mağazanın ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Ancak mağazanın rolü değişecek; öncelikle alışveriş işleminin gerçekleştirildiği bir yer olmaktan çıkıp deneyim, uzmanlık ve güven sunulan bir yere dönüşecek.
2030 yılında tüketicinin satın alma kararını kim etkileyecek?
Burada tek bir kazanan olacağını düşünmüyorum. Yapay zekâ asistanlarının çok daha etkili hale geleceği açık. Tüketicilerin ürünleri araştırmasına, fiyatları karşılaştırmasına, teknik özellikleri anlamasına yardımcı olacaklar ve muhtemelen kişisel ihtiyaçlara göre önerilerde bulunacaklar. Bu yıl IFA Retail Leaders Summit’te yapay zekâ destekli ürün keşfi ve ürünün keşfedilmesinden satın alma işleminin tamamlanmasına kadar uzanan süreç zaten ana konular arasındaydı. Ancak bu durum markaların veya perakendecilerin rolünü ortadan kaldırmıyor. Markaların hâlâ güven yaratması ve tüketicilere kendilerini tercih etmeleri için bir neden sunması gerekiyor. Perakendecilerin ise özellikle daha karmaşık veya pahalı satın almalarda uzmanlık, hizmet ve güvence sunmaları gerekecek.
Asıl değişim, satın alma yolculuğunun daha fazla kanala yayılması olacak. Bir tüketici bir ürünü yapay zekâ asistanı aracılığıyla keşfedebilir, bir pazaryerinde araştırabilir, fiziksel mağazada deneyimleyebilir ve satın alma işlemini başka bir kanal üzerinden tamamlayabilir. Bu nedenle perakendeciler açısından asıl zorluk, yalnızca satışın gerçekleştiği son aşamaya odaklanmak yerine müşteri yolculuğunun tamamında önemini koruyabilmek olacak.
Yalnızca ürün satan bir perakendeci gelecekte ayakta kalabilir mi?
Ürün satmak elbette perakendeciliğin temelini oluşturmaya devam edecek. Ancak gelecekte asıl farkı, perakendecinin ürünün yanında sunduğu hizmetler ve yarattığı katma değer belirleyecek. Fiyatların kolaylıkla karşılaştırılabilmesi, e-ticaretin yaygınlaşması ve tüketici beklentilerinin değişmesi, perakendecileri yalnızca ürün satan bir noktadan daha fazlası olmaya yöneltiyor. Danışmanlık, kurulum, onarım, finansman, akıllı ev entegrasyonu, teslimat ve satış sonrası hizmetler, perakendecilerin kendilerini rakiplerinden farklılaştırabilecekleri önemli alanlar haline geliyor.
Bu durum özellikle beyaz eşya ve ev aletleri açısından önemli. Çünkü bunlar insanların çoğu zaman uzun yıllar kullandıkları ürünler. Tüketiciler yalnızca hangi çamaşır makinesinin en iyi teknik özelliklere sahip olduğunu bilmek istemiyor. Aynı zamanda hangi ürünün kendi evlerine ve ihtiyaçlarına uygun olduğunu, ne kadar enerji tüketeceğini, diğer cihazlarla nasıl çalışacağını ve satın alma sonrasında nasıl bir destek alabileceklerini de anlamak istiyorlar.
Fiziksel mağazanın burada gerçek bir avantajı var: insan uzmanlığı ve kişisel danışmanlık. Bu güçlü yönlerini dijital araçlar ve güçlü servis hizmetleriyle birleştiren perakendeciler, satın alma yolculuğu giderek daha dijital hale gelse bile önemlerini büyük ölçüde koruyabilirler.

Sektör 2030 yılında neden hâlâ IFA’ya ihtiyaç duyacak?
Çünkü sektörün, insanların bir araya gelebilecekleri, teknolojiyi deneyimleyebilecekleri ve güven oluşturabilecekleri yerlere hâlâ ihtiyacı olacak.
Dijital kanallar bilgi paylaşımı konusunda son derece etkili. Ancak bir ürünü görmek, denemek, alternatifleriyle doğrudan karşılaştırmak ya da ürünün arkasındaki kişiyle yüz yüze konuşmak gibi deneyimlerin yerini tamamen alamazlar.
IFA aynı zamanda dijital ortamda yeniden yaratılması zor olan başka bir şeyi de gerçekleştiriyor: tüm ekosistemi aynı anda bir araya getiriyor. Üreticiler, perakendeciler, start-up’lar, medya, içerik üreticileri, politika yapıcılar ve tüketiciler farklı bakış açılarıyla Berlin’de bir araya geliyorlar.
Sektör daha karmaşık hale geldikçe bunun değeri daha da artıyor. 2030 yılına gelindiğinde IFA yeniden farklı bir görünüme sahip olabilir; tarihi boyunca sürekli olarak değişti ve gelişti. Ancak temel amacı büyük ölçüde aynı kalacak: Sektörü bir araya getirmek, yenilikleri somut ve deneyimlenebilir hale getirmek ve teknolojinin hem iş dünyasında hem de günlük yaşamda karşılık bulmasını sağlayacak bağlantıları kurmak.
Türkiye’deki beyaz eşya perakendecilerine üç tavsiyede bulunacak olsanız, bunlar neler olurdu?
Ben şu üç konuya odaklanırdım.
Birincisi, yalnızca fiyat üzerinden rekabet etmek yerine uzmanlığa yatırım yapın. Tüketiciler fiyatları artık her yerde karşılaştırabiliyor. Ancak yerine konması çok daha zor olan şey, teknolojiyi anlayan ve müşterinin ihtiyaçlarına hangi çözümün gerçekten uygun olduğunu açıklayabilen güvenilir bir insandır.
İkincisi, tek bir ürünün ötesini düşünün. Evler giderek daha bağlantılı hale geliyor. Beyaz eşyalar ve ev aletleri, enerji, eğlence, sağlık ve mobilite giderek birbirleriyle daha fazla etkileşime giriyor. Tüketicilerin bu daha geniş ekosistemi anlamalarına yardımcı olabilen perakendeciler, yalnızca tek tek cihazları satanlara kıyasla çok daha fazla değer yaratacaklar.
Üçüncüsü, fiziksel perakendeyi dijital araçlarla birleştirin. Yapay zekâ, e-ticaret ve dijital araştırma, müşteri yolculuğunun normal bir parçası haline gelecek. Ancak bu durum fiziksel mağazayı gereksiz hale getirmiyor. En güçlü perakendeciler iki dünyayı birbirine bağlayanlar olacak: dijital dünyanın kolaylığını kişisel danışmanlık, ürün deneyimi, kurulum ve servis hizmetleriyle birleştirenler. Türk perakendeciler açısından önemli bir fırsat var. Çünkü güçlü bayi ilişkileri ve kişisel hizmet anlayışı zaten Türkiye pazarının bir parçası. Bundan sonraki adım, bu güçlü yönleri yeni teknolojiler ve değişen tüketici beklentileriyle birleştirmek olacak.
ENGLISH
Looking back at IFA 2026, what do you believe this year’s event tells us about the direction of the industry? IFA 2026 showed very clearly that the industry is moving from individual products towards connected experiences. AI is increasingly becoming part of everyday technology rather than a category on its own. We saw that across home appliances, entertainment, smart living, health, mobility and robotics. At the same time, consumers are becoming more demanding: technology has to deliver a clear benefit, whether that means saving time, reducing energy use, improving comfort or making everyday life simpler. Robotics was another strong signal this year. We saw more robotics at IFA than ever before, from household applications to humanoid systems. But the more important change is not simply that robots are becoming more capable. It is that they are moving closer to practical use. When we look back at IFA 2026, I think we may see it as a moment when AI and robotics moved another step from technological promise towards everyday application. IFA itself reflected that momentum, with 240,000 visitors from 155 countries and more than 2,000 exhibitors.
How do you assess the changing presence of major Turkish home appliance manufacturers at IFA? Every major company continuously reassesses how it wants to engage with different markets, audiences and events, so I would be careful about drawing a broader conclusion from the participation strategy of individual brands. What we are seeing across the industry is greater flexibility. Some companies continue to invest in large exhibition spaces, while others choose more targeted formats focused on retailers, media, partnerships or specific audiences. That does not mean international trade fairs are becoming less relevant. It means companies are becoming more selective about how they participate and what they expect from that participation. Turkey remains extremely important to the global home appliance industry, both as a manufacturing base and because of the strength of its companies, retailers and dealer networks. For IFA, our task is not simply to recreate participation models from the past. We have to understand what companies need today and give them formats that create real value. That means staying in close dialogue with Turkish manufacturers and asking very practical questions: Which audiences do they need to reach? Which business objectives do they want to achieve? And how can IFA provide the strongest platform for that?
How do you view Istanbul’s growing role in the international retail landscape? Istanbul has a very natural position between Europe, Asia and the Middle East, and Turkey already has a strong industrial and retail ecosystem around home appliances and consumer technology. So I am not surprised to see more international business discussions taking place there. What is particularly interesting is that Turkey combines several strengths: manufacturing capability, established brands, a large domestic market, experienced retailers and strong regional connections. That gives Istanbul the potential to play an increasingly important role as a meeting point for the industry. From an IFA perspective, I would not see Istanbul and Berlin as competing with one another. Strong international platforms benefit from having an industry that is active in many markets throughout the year. What matters is that companies, retailers and decision- makers continue to meet, exchange ideas and build partnerships.
After the discussions at IFA 2026, what will the home appliance store of 2030 look like? I think the biggest change will be that the physical store will become less focused on simply displaying products and much more focused on helping consumers make decisions. At this year’s Retail Leaders Summit, more than 100 senior retail and industry executives discussed exactly these questions: omnichannel commerce, AI, customer journeys, fulfilment and the future operating model of retail. Consumers can already compare specifications and prices before they enter a store. What they increasingly need from physical retail is something different: expertise, demonstration, reassurance and help understanding how products will work together in their lives. For home appliances in particular, that creates a major opportunity. A retailer can help consumers understand energy efficiency, connected ecosystems, installation, service and which technologies are actually useful for their household. So I do not think the store disappears. But its role changes from being primarily a place of transaction to becoming a place of experience, expertise and trust.
Who will influence the consumer’s purchasing decision in 2030? I do not think there will be one single winner. AI assistants will clearly become much more influential. They will help consumers research products, compare prices, understand specifications and probably make recommendations based on individual needs. At IFA’s Retail Leaders Summit this year, AI-driven discovery and the shift from discovery to checkout were already central themes. But that does not eliminate the role of brands or retailers. Brands still need to create trust and give consumers a reason to choose them. Retailers will need to provide expertise, service and reassurance, particularly for more complex or expensive purchases. The real change is that the purchasing journey will become more distributed. A consumer may discover a product through an AI assistant, research it on a marketplace, experience it in a physical store and complete the purchase through another channel. For retailers, the challenge is therefore to remain relevant across that entire journey rather than focusing only on the final transaction.
Can a retailer that only sells products survive in the future? Selling products will of course remain at the core of retail, but the opportunity increasingly lies in the value created around the product.
Price transparency, e-commerce and changing consumer expectations mean that retailers can differentiate themselves through consultation, installation, repair, financing, smart-home integration, delivery and long-term service. This is particularly relevant in home appliances because these are products people often use for many years. Consumers do not only want to know which washing machine has the best specifications. They also want to understand which product suits their household, how much energy it will use, how it works with other devices and what kind of support is available after the purchase. The physical store has a real advantage here: human expertise and personal advice. Retailers that combine those strengths with digital tools and strong service can remain highly relevant, even as the purchasing journey becomes more digital.
Why will the industry still need IFA in 2030? Because the industry will still need places where people can meet each other, experience technology and build trust. Digital channels are excellent for distributing information. But they do not completely replace seeing a product, testing it, comparing it directly with alternatives or having a conversation with the person behind it. IFA also does something that is difficult to reproduce digitally: it brings the entire ecosystem together at the same time. Manufacturers, retailers, startups, media, creators, policymakers and consumers all come to Berlin with different perspectives. That becomes even more valuable as the industry becomes more complex. By 2030, IFA may look different again, it has continuously evolved throughout its history, but its fundamental purpose will remain very similar: to bring the industry together, make innovation tangible and create the connections that turn technology into business and everyday adoption.
What three recommendations would you give to home appliance retailers in Türkiye? I would focus on three things. First, invest in expertise rather than competing only on price. Consumers can compare prices everywhere. What is much harder to replace is a trusted person who understands the technology and can explain which solution genuinely fits a customer’s needs. Second, think beyond the individual product. The home is becoming more connected. Appliances, energy, entertainment, health and mobility increasingly interact. Retailers who can help consumers understand that wider ecosystem will create much more value than those who simply sell individual devices. Third, combine physical retail with digital tools. AI, e-commerce and digital research will become a normal part of the customer journey, but that does not make the physical store obsolete. The strongest retailers will connect both worlds: digital convenience with personal advice, demonstration, installation and service. The opportunity for Turkish retailers is that strong dealer relationships and personal service are already part of the market. The next step is to combine those strengths with new technology and new consumer expectations.
Leif Lindner kimdir?
Leif Lindner, 1 Ekim 2023’te IFA Berlin’i düzenleyen IFA Management GmbH’nin CEO’su olarak göreve başladı. Lindner'in sektör bilgisi, satış ve yöneticilik deneyimiyle, IFA’nın dünyanın önde gelen fuarları arasındaki yerini güçlendirmesi hedeflendi.
Samsung Electronics Almanya’da da önemli görevler üstlenen Lindner, sektörde 25 yılı aşkın deneyime sahip. Farklı kültürlerden insanlarla çalışma deneyimi ve sektördeki geniş iş ilişkileri, IFA’daki görevine katkı sağlıyor.








0 Yorum