26 Haziran 2026

Anne, liderliğin başladığı yerdir

Anneler günü, çoğu zaman hatırlamanın değil, hatırlıyormuş gibi yapmanın günüdür. Çiçekler alınır, mesajlar gönderilir, kısa cümlelerle büyük bir borç kapatılmaya çalışılır. Gün biter, hayat kaldığı yerden devam eder. Modern insan teşekkür etmeyi bilir.Ama dikkat etmeyi unutur. Oysa insanı kuran şey teşekkür değil, dikkattir. İnsanın hayatla kurduğu ilk ilişki, performansın olmadığı nadir alanlardan biridir. Orada değer, […]

Anneler günü, çoğu zaman hatırlamanın değil, hatırlıyormuş gibi yapmanın günüdür. Çiçekler alınır, mesajlar gönderilir, kısa cümlelerle büyük bir borç kapatılmaya çalışılır. Gün biter, hayat kaldığı yerden devam eder.

Modern insan teşekkür etmeyi bilir.
Ama dikkat etmeyi unutur.

Oysa insanı kuran şey teşekkür değil, dikkattir.

İnsanın hayatla kurduğu ilk ilişki, performansın olmadığı nadir alanlardan biridir. Orada değer, ölçülmez. Karşılaştırılmaz. Henüz kimse kimseye kendini ispat etmek zorunda değildir.

Sonra hayat başlar.
Ve her şey yavaş yavaş ölçülür hâle gelir.

Belki bu yüzden, yıllardır iş hayatının içinde görüp de bir türlü toplantı gündemine girmeyen bir şeyi yazmadan geçemedim.

Liderlik konuşurken kullandığımız birçok kavramın, sandığımızdan çok daha önce öğrenildiğini fark ediyorum. Güven vermek, alan açmak, zamanında geri çekilmek… Yönetim kitaplarında ciddi başlıklar altında anlatılan bu konular, hayatın çok erken bir döneminde, son derece sade bir yerde öğreniliyor. 

Bu yüzden anneler gününde liderlikten söz etmek kulağa tuhaf gelmiyor. Aksine, meselenin başladığı yere dönmek gibi.

Kavramlar vardır, tarif edilmeye başlandığı anda daralır. “Anne” de onlardan biri. Hakkında konuşmak kolaydır, tam karşılığını vermek zordur. İnsan anlatmaya başlayınca kelimelerin yetmediğini hisseder, sustuğunda da eksik kalmış gibi olur.

İnsan hayata bir kelimeyle başlamaz. Bir hisle başlar. O hissin tonu, sıcaklığı, sabrı… Dünya dediğimiz şeyin ilk cümlesini kurar. Güven duygusu orada doğar. Beklemenin ne demek olduğu orada anlaşılır. Hata yapmanın ayıp mı yoksa yolun bir parçası mı olduğu yine orada öğrenilir.

Sonra insan büyür.
Kurumlara girer.
Kararlar alır.
İnsan yönetir.

Ve bütün bunları yaparken, fark etmeden o ilk cümlenin devamını yazar. Üstelik çoğu zaman farkında bile olmadan.

İş hayatında konuşulan başlıklar tanıdık. Güven kurmak zor, bağlılık kırılgan, yorgunluk yaygın. Raporlar yerinde, sistemler kurulu, hedefler net. Her şey tamam görünür. Yine de ortada dolaşan bir eksiklik hissi vardır. Adı konmaz ama hissedilir.

Eksik olan büyük bir şey değildir.
Ama yokluğu hemen fark edilir.

İnsanın yaptığı işin gerçekten görülüp görülmediği.

Simone Weil, dikkati ahlaki bir eylem olarak tarif eder. Birine gerçekten dikkat vermek… Onu aceleye getirmeden, kendi zihnimizin kalıplarına sıkıştırmadan görebilmek. Zor bir iştir bu. İnsan çoğu zaman duymak yerine cevap vermeyi, görmek yerine değerlendirmeyi tercih eder. Daha hızlıdır, daha pratiktir. Ama daha yüzeyseldir.

Çocuk bunu çok erken anlar. Çabası fark ediliyor mu, yoksa yalnızca sonuç mu konuşuluyor. Düştüğünde biri el uzatıyor mu, yoksa kendi hâline mi bırakılıyor. Beklediğinde bir karşılık buluyor mu. Bunlar anlatılmaz, yaşanır. Sonra da insanın iç sesi olur. Ömür boyu da susmak bilmez.

Yıllar sonra o çocuk bir kurumda çalıştığında, o ses hâlâ oradadır. Yaptığı işin değerini yalnızca rakamlarla ölçmez. Bir yerde gerçekten görülüp görülmediğine bakar. Çünkü insan, yaptığı iş kadar, o işin karşısında nasıl karşılandığıyla büyür.

Martin Buber bunu daha sade bir yerden anlatır. Karşımızdakini bir iş olarak mı görürüz, yoksa bir insan olarak mı? Fark büyük cümlelerde değil, küçük anlarda ortaya çıkar. Bir bakışta, bir susuşta, bir cümlenin tonunda. Bazen de hiçbir şey söylemeyişte.

Bugünün kurumlarında hissedilen yorgunluk iş yükünden çok anlam eksikliğinden beslenir. İnsanlar çalışmaktan değil, karşılık bulamamaktan yorulur. Çabası yankı bulmayan insanın enerjisi bir anda düşmez. Önce anlam sessizce çekilir. Sonra insan ya kendini zorlayarak devam eder ya da usul usul geri çekilir. Dışarıdan bakınca hâlâ oradadır. İçeride ise çoktan mesafe alınmıştır.

Byung-Chul Han, bu hâli modern zamanın yorgunluğu olarak anlatır. İnsan yalnızca çalışmaz, kendini de sürekli ispat etmek zorunda hisseder. Yaptığı şeyin karşılığı yoksa, çaba bir süre sonra içi boş bir harekete dönüşür. Yorulmak bile anlamlı olmaktan çıkar.

Bütün bu karmaşanın içinde gözden kaçan bir sahne vardır.

Bir çocuğun yürümeyi öğrenirken tutulup bırakıldığı o an.

Ne tamamen yalnızdır ne tamamen kontrol altında.
Yanında biri vardır. O kişi, çocuğun kendi adımlarını atabileceğine inanır.

Sahne dışarıdan bakınca sıradan görünür. Hatta çoğu zaman fark edilmez. Oysa insanın hayatla kurduğu ilişkinin ayarı orada yapılır.

Ve o sahnede genellikle bir anne vardır.

Bu yüzden annelik, büyük sözlerle anlatılacak bir şey değildir. İnce bir ayardır. Ne zaman yaklaşılacağını ne zaman geri çekilineceğini bilen bir ayar. Fazlası da eksikliği de hemen kendini belli eder. Sessizdir ama etkilidir.

İş hayatında liderlik dediğimiz şey de bu ayardan çok uzak değildir. İnsanları yönlendirmekten çok, onların kendi yollarını bulabileceği bir alan açabilmek. Gerektiğinde yanında durmak, gerektiğinde geri çekilmek. Kulağa sade gelir. Uygulaması ise çoğu zaman o kadar sade değildir. Kontrol etmek hızlıdır, güvenmek emek ister.

Yıllar içinde netleşen bir gerçek var. Kurumlar stratejiyle büyür, ilişkiyle derinleşir. Derinlik yoksa, en iyi sistemler bile yüzeyde kalır. Her şey çalışıyor gibi görünür. Kimse gerçekten orada değildir.

Anneler günü yaklaşırken meseleye bu açıdan bakmak iyi geliyor. Duygusal bir başlık olmanın ötesinde, insan yetiştirmenin ne kadar ciddi bir iş olduğunu hatırlatan bir yerden.

Bugün sorulacak soru basit.

Hayatımızdan geçen insanların çabasını gerçekten görüyor muyuz?

Çünkü insanı büyüten şey yalnızca hedefler değildir. Birinin gerçekten gördüğünü bilmek, en güçlü motivasyonlardan biridir.

En iyi liderlerle en iyi anneler arasında sessiz bir benzerlik vardır. İkisi de insanın yalnızca ne yaptığıyla değil, nasıl karşılandığıyla büyüdüğünü bilir.

Ve çoğu zaman en zor şeyi yaparlar.

Tam gerektiği anda bir adım geri çekilirler.

Anneler günü kutlu olsun.
Hayatın en sessiz ama en derin etkisini bırakanlara.

NMT İnsan Kaynakları ve Danışmanlık Genel Müdürü

Didem Esen 

0 Yorum

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Covid-19 perakende sektörünü nasıl etkiliyor?
LG, LG ThinQ Akıllı Ev Platformu Aracılığıyla Markalar Arası Bağlantı Sağlayacak
Electrolux Pure C9 sessiz ve güçlü temizlik vadediyor
Bosch Home Comfort Group’a Brandverse Awards’ta Bronz Ödül
Arzum, Robotek X4 Akıllı Robot Süpürge ile bahar temizliğini eğlenceye dönüştürüyor
Çözüm Ortağı Olduğumuz Firmaların İş Yüklerini Azaltıyoruz