26 Haziran 2026

Mesele annelerin iş hayatına nasıl uyum sağlayacağı değil, iş hayatının hayatın kendisine nasıl uyumlanacağıdır

Kadınların iş hayatındaki temsili, annelik sürecinde karşılaştıkları görünmez engeller ve kurumların bu alandaki sorumlulukları, çalışma yaşamının en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Arnica Yönetim Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; çalışan annelerin sahadaki gerçeklerini, bakım emeğinin kariyer üzerindeki etkisini, esnek çalışma modellerinin yansımalarını ve gerçekten eşitlikçi iş yerlerinin nasıl inşa edilebileceğini konuştuk. Biçer, anneliğin kariyerin alternatifi değil; liderlik, dayanıklılık ve çoklu beceri geliştiren güçlü bir deneyim olduğunun altını çiziyor.

3 yaş altı çocuğu olan, 25–49 yaş aralığındaki kadınların istihdama katılım oranlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu noktada sizce en belirgin yapısal engeller nelerdir?

Bu yaş aralığında kadınların iş gücünden kopması bir tercih değil, çoğu zaman zorunluluk haline geliyor ne yazık ki. En belirgin yapısal engel, çocuğa bakım sorumluluğunun hâlâ kadının “doğal görevi” olarak görülmesi. Böyle olunca iş modelleri de buna göre düzenleniyor. Doğum yapan kadınlar da kendi tercihleri bu yönde olmasa bile iş hayatından ayrı düşmek zorunda kalıyor. Ancak çocuk dünyaya geldiğinde babanın da bakım sorumluluğu olduğu gerçeğini uygulamayla da hayata geçirdiğimizde bu sorunları daha kolay aşabiliriz. 

Çalışan annelere tanınan haklar teoride oldukça net. Peki sahada, gerçek hayatta bu hakların karşılığı sizce ne kadar güçlü?

Teoride tanınan haklar uygulamada ne kadar güvenle kullanılabiliyor, asıl soru bu. Birçok kadın hakkını kullandığında “yük” olarak algılanacağını bildiği için susmayı tercih ediyor. Bu nedenle sahip olunan hakların yeterince kullanılamadığını düşünüyorum. 

Hamilelik sürecinde kadınların çoğu zaman dile getirilmeyen, görünmez baskılar yaşadığını görüyoruz. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Hamilelikte yaşanan baskılar çoğu zaman söylenmez ama hissettirilir. Terfi süreçlerinden yavaşça uzaklaştırılmak ya da karar mekanizmalarının dışına itilmek bunun en yaygın örnekleri. Bu baskılara karşı çıkabilmek bireysel olarak çok kolay olmadığı için kurum kültürünün yapısı devreye giriyor burada. Eşitlikçi bir kurum kültününü sağladığınızda hamilelik dönemi kadınlar için liyakat ve terfi konusunda endişe yaşadıkları bir süreç olmaktan çıkıyor. Biz de kendi kurumumuzda buna hem hamilelik döneminde hem de bebek dünyaya geldikten sonra ebeveyne, anne ve baba olarak eşit derecede sorumluluk yükleyerek yaklaşıyoruz.

İş dünyasında sıkça karşımıza çıkan “kariyer mi, annelik mi?” ikilemi sizce hâlâ geçerli mi? Bu bakış açısı nasıl değişmeli?

Bu soru hâlâ soruluyorsa, mesele kadınların kapasitesi değil; iş dünyasının zihinsel kalıplarıdır. Annelik ve kariyer birbirinin alternatifi ya da birinin diğerinin önünü kestiği ikilem değildir. Bu durumu da ancak çalışanlara eşitlikçi bir açıdan bakarak çözebilmemiz mümkündür. “Kariyer mi, babalık mı?” diye sormadığımıza göre “Kariyer mi, annelik mi?” diye de sormamamız gerekiyor çünkü.

Ev içindeki sorumlulukların, özellikle kadınların kariyer yolculuğuna etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ev içindeki görünmeyen emek adil paylaşılmadığında, kadınların kariyer yolculuğu başlamadan yavaşlıyor. Çünkü ev işleri hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorucu olabiliyor. Yemek pişirmenin, ev temizlemenin kadının sorumluluğu olarak görülmesi, aile ziyaretlerinin, çocuklarını okul etkinliklerinin kadın tarafından takip edilmesi kariyer yolculuğunu ya başlamadan bitiriyor ya da erken sonlandırıyor. 

Yönetici pozisyonuna gelmiş anneler için dahi bazı görünmez bariyerlerin devam ettiğini görüyoruz. Sizce cam tavanın ötesinde hangi engeller bulunuyor?

Kadın yöneticilerin hata yapması daha büyük bir sorun olarak görülüyor. Erkek yöneticinin yaptığı hata “deneyim, başarısızlıktan öğrenme” gibi algılanırken aynı hayatı yapan kadınlar için değerlendirme sorunu yaşadığı gibi sonuçlar çıkarılabiliyor. Karar mekanizmalarında kadınların yaklaşımı, kararları daha çok sorgulanıyor. 

Son dönemde yaygınlaşan hibrit ve esnek çalışma modelleri, çalışan anneler açısından gerçekten bir çözüm mü? Siz bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Esnek çalışma, kültür dönüşümüyle desteklenmezse anneleri merkezden daha da uzağa itebilir. Esnek çalışma koşullarının da kadın ya da erkek fark etmeden işe ve görev göre planlanması gerekiyor. Bu dönüşüm eşitlikçi bir açıdan bakıldığından faydalı olabilir ancak ayrımcılığı körüklememeli.

Avrupa ülkeleri ile Türkiye’yi kıyasladığınızda, ebeveyn politikaları açısından sizce en büyük farklar nelerdir?

Avrupa’da ebeveynlik ortak bir sorumluluk olarak tasarlanıyor, Türkiye’de ise hâlâ kadın üzerinden okunuyor. Yasal çerçevede işe dönüş süreleri açısından da farklar var. Ancak siz yasaları ne kadar mükemmel yaparsanız yapın uygulama olmayınca o haklar kullanılamıyor. Bu nedenle politika belirleyicilerin kültürel dönüşümü destekleyen süreçleri de planlaması gerekiyor. Konu dönüp dolaşıp eğitime geliyor. 

Bir şirketin gerçekten “anne dostu” olarak tanımlanabilmesi için hangi kriterleri taşıması gerekir?

Anne dostu kavramı gerçekten kulağa çok hoş geliyor. Ancak ben burada odağımızı biraz daha geniş tutmayı, konuya “aile dostu” ya da “çocuk dostu” şirket kavramıyla yaklaşmayı öneriyorum. Böyle olunca bakım konusunda anne ve babanın eşit derecede sorumlu olduğunu da kabul ediyoruz. Çalışma saatlerinin uygun bir şekilde düzenlenmesi, izin konusunda esnek yaklaşım, eşit işe eşit ücret politikasının uygulanması gibi temel kriterler aklıma ilk gelenler. Ayrıca “anne dostu” şirket olma konusunda açacağım minik parantez de özellikle bebeğini emzirmeye devam etmeyi isteyen annelere sağlanacak kolaylıklar olabilir. Bunun için emzirme odaları, süt izinleri sağlanabilir. 

Annelik deneyiminin; liderlik, kriz yönetimi ve çoklu öncelik yönetimi gibi yetkinliklere katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Annelik, modern liderlik yetkinliklerinin adeta hızlandırılmış programı.  Empati, kriz yönetimi ve çoklu öncelik becerilerini doğal olarak geliştiren güçlü bir deneyim olduğu için anneliğin iş hayatında sahip olunması gereken yetkinlikleri desteklediğini düşünüyorum. 

Son olarak, annelerin iş dünyasındaki temsili sizce neden hem ekonomik hem de sosyal açıdan kritik bir öneme sahiptir?

 Yıllardır iş dünyasında, sivil toplumda ve karar alma mekanizmalarında gördüğüm ortak nokta şu: Anneleri sistemin sınırlarına iten her yapı, aslında geleceği de daraltıyor. Anneler; sezgisiyle, dayanıklılığıyla, kriz anındaki soğukkanlılığıyla ve insanı merkeze alan liderliğiyle bugünün ve yarının dünyasına güçlü bir değer katıyor. Mesele annelerin iş hayatına nasıl uyum sağlayacağı değil, iş hayatının, hayatın kendisine nasıl uyumlanacağıdır. Gerçek dönüşüm, anneliği bir parantez değil, liderliğin doğal bir parçası olarak görebildiğimizde başlayacak. Ve biliyorum ki annelerin özgürce var olabildiği bir iş dünyası, yalnızca kadınlar için değil, toplumun tamamı için daha adil ve umut dolu bir geleceğin kapısını aralayacaktır.

0 Yorum

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...

Sevgililer Günü’nde Onu Mutlu Edecek Hediye Kärcher’de
Türkiye beyaz eşya sanayisi ihracat rekabetçiliğinde maliyet baskısı ile karşı karşıya
Mustafa Yılmazoğlu vefat etti
Silverline’ın yeni davlumbazı Eterno ile sessiz ferahlık
“İş ortaklarımız her zamankinden daha fazla yanımızda durmalı„
Arzum’dan kablosuz ütü kolaylığı…