Öncelikle sizi ve şirketinizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1981 yılında Uşak’ta doğdum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun olduktan sonra uzun yıllar beyaz yaka olarak çalıştım. Uşak’ta uluslararası bir altın madeni firmasında, ardından İzmir’de Petkim’de görev aldım. 2009 yılında Siemens bünyesinde İstanbul’da çalışmaya başladım ve 2016 yılına kadar burada görev yaptım. Daha sonra aslen bu bölgeden olmamız ve eşimin de İzmirli olması sebebiyle Ege’ye dönme kararı aldık. Bu süreçte ticarete adım atarak bir akaryakıt istasyonunu devraldık. Aynı dönemde ikinci iş kolu olarak Siemens bayiliğine başladık. Zamanla akaryakıt sektöründen çıkarak faaliyetlerimizi tamamen Siemens bayiliği üzerine yoğunlaştırdık ve bugün tek iş kolu olarak bu alanda devam ediyoruz. Bu nedenle Siemens markası benim için sadece profesyonel değil, aynı zamanda kişisel hayatımda da uzun yıllardır önemli bir yere sahiptir. Evliyim ve 8 yaşında bir oğlumuz var.
Mağazanızın fiziksel özelliklerinden bahseder misiniz?
Manisa merkezde konumlanan bir mağazayız. Toplamda 250 metrekare net kullanım alanına sahip, iki katlı bir yapımız bulunuyor. Alt katta genel ürün grupları yer alırken, üst katımızı tamamen buzdolabı ve derin dondurucu kategorisine ayırmış durumdayız. Bu alanda, bölgedeki en geniş metrekarelerden birine sahip mağazalardan biriyiz. Cadde mağazaları arasında da konum ve görünürlük açısından iyi bir noktada yer alıyoruz. Mağazamızın yapılanması ve kurulum süreci oldukça başarılı ilerledi. Üç kişilik bir ekiple, ben ve iki çalışma arkadaşımla birlikte hizmet veriyoruz. Genel hatlarıyla mağazamızın konumundan, fiziksel yapısından ve duruşundan memnunuz. Aynı zamanda bir deneyim mağazası konseptiyle çalışıyoruz. Manisa’da henüz bir “studio line” mağazası bulunmuyor; bu anlamda da farklı bir konumdayız. 2022 yılından bu yana faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Tüketicilere sunduğunuz farklılıklar nelerdir? Tüketici sizi neden tercih ediyor?
Mağazamızda her ürün için tüketicilere birebir deneyimleme fırsatı sunuyoruz. Amacımız, Siemens ürünlerinin hangi tüketici profiline hitap ettiğini doğru şekilde anlatmak ve yönlendirmeyi bu doğrultuda yapmak. Bizim yaklaşımımızın temelinde “doğru ürünü, doğru tüketiciyle buluşturmak” anlayışı yer alıyor. Çünkü bütçesi sınırlı bir müşteriye en üst segment ürünü sunmak ne kadar yanlışsa, teknolojik ihtiyacı yüksek bir tüketiciye alt segment bir ürün önermek de aynı ölçüde yanlıştır. Bu nedenle bizim için en önemli öncelik; tüketicinin ihtiyacını doğru analiz etmek, beklentilerini iyi anlamak ve bu doğrultuda en uygun ürünü sunmaktır. Bu yaklaşım hem müşteri memnuniyetini hem de sürdürülebilir bir güven ilişkisini beraberinde getiriyor.
Bölgenizdeki tüketici profilinden bahseder misiniz?
Manisa, oldukça kozmopolit bir yapıya sahip ve Türkiye’de kendi ölçeğinde nadir şehirlerden biri. Hem güçlü bir sanayi altyapısı hem de son derece gelişmiş bir tarım ekonomisi aynı anda varlığını sürdürüyor. Bu iki dinamiğin bu denli dengeli ve güçlü şekilde bir arada bulunduğu şehir sayısı oldukça az. Bu nedenle biz de hem tarım odaklı tüketiciye hem de sanayi ve teknoloji odaklı müşterilere eş zamanlı hitap etmek durumundayız. Bir yanda ileri teknoloji ürünlere yoğun talep varken, diğer yanda daha temel ihtiyaçlara yönelik tercihler de güçlü şekilde devam edebiliyor. Dolayısıyla Manisa’da sabit bir müşteri profilinden söz etmek mümkün değil. Farklı sosyo-ekonomik seviyelerden, farklı yaşam tarzlarından ve beklentilerden gelen çok geniş bir müşteri kitlesine sahibiz. Bu yönüyle Manisa’yı “küçük bir İstanbul” olarak tanımlamak yanlış olmaz. A’dan Z’ye Türkiye’de karşılaşılabilecek hemen her tüketici profilini burada görmek mümkün. Biz de bu çeşitliliğe uyum sağlayarak, her kesime doğru ürün ve doğru hizmet sunmaya odaklanıyoruz.
İşleriniz ve sektör son dönemlerde nasıl gidiyor? Genel olarak bir değerlendirme alabilir miyiz?
Ülke olarak ekonomik anlamda zorlu bir dönemden geçiyoruz. 2025 yılı, hepimiz için oldukça zorlayıcı bir yıl oldu. Ancak adetsel bazda, doğru markayla çalışmanın avantajını yaşayarak ciddi bir kayıp yaşamadık. Buna rağmen, sektör genelinde olduğu gibi bizim tarafımızda da kârlılık oranlarında düşüş söz konusu oldu.Dolayısıyla 2025’i; kârlılık açısından çok tatmin edici olmasa da adet bazında dengeli ve kayıpsız tamamladığımız bir yıl olarak değerlendirebiliriz. Bu noktada markanın sağladığı desteklerin katkısı da oldukça büyük. Birçok markanın pazarda küçüldüğü bir dönemde, bizim büyüyerek yılı tamamlamış olmamız önemli bir kazanım. Ancak tüm bunlara rağmen bütçe yönetimi açısından oldukça zorlayıcı bir süreç yaşadık. Mevcut göstergeler, 2026 yılının da benzer dinamiklerle ilerleyeceğine işaret ediyor. Bugün sektörün en büyük sorunlarının başında talep daralması geliyor. Tüketiciler, özellikle son dönemde ürün satın almaktan bir miktar uzaklaşmış durumda. Buna karşılık hizmet sektörüne olan ilginin arttığını gözlemliyoruz. Restoranlar, hastaneler ve oteller gibi alanlara yönelim artarken, ürün satışı yapılan noktalarda talep daha sınırlı kalıyor. Diğer yandan piyasadaki mevcut stok yapısı ile talebin kesişmemesi, fiyatların yukarı yönlü hareketini de sınırlıyor. Bu durum doğrudan kârlılığı baskılıyor. Önümüzdeki süreçte; taksit imkânlarının genişlediği, faiz oranlarının gerilediği bir ekonomik ortamın oluşmasıyla birlikte talebin yeniden canlanarak daha dengeli bir seviyeye ulaşmasını bekliyoruz.
Siemens markası sizin için ne ifade ediyor?
Bu marka benim için sadece bir iş değil, hayatımın farklı dönemlerine eşlik eden uzun bir yolculuğu ifade ediyor. Bekâr başladığım çalışma hayatımın, evliliğe ve çocuk sahibi olduğum döneme uzanan sürecinde her zaman önemli bir yere sahip oldu. Bu nedenle benim için oldukça özel bir anlam taşıyor. Siemens’in bir parçası olmak benim için büyük bir değer. Bu markanın ürünlerini satmayı da gerçekten seviyorum. Elbette herkes kendi ürününün iyi olduğunu söyler; ancak ben müşterilerime, teknolojik anlamda bir sorun yaşamayacaklarını gönül rahatlığıyla ifade edebiliyorum. Herhangi bir sorun yaşanması durumunda ise sürecin Almanya’ya kadar uzanabilecek bir sistemle ele alındığını biliyorum. Bu da markanın sunduğu kalite ve güvencenin arkasında durabilmemi sağlıyor. Daha önce bu markanın genel merkezinde de görev almış olmam, bu güveni müşterilerime net bir şekilde aktarabilmemde önemli bir avantaj oluşturuyor.

İyi bir perakendeci size göre nasıl olmalıdır?
Ben, dışarıdan nasıl bir hizmet almak istiyorsam, aynı hizmeti sunmakla kendimi yükümlü görüyorum. Piyasa koşulları, tüketici davranışları ve genel hayat şartları zaman zaman oldukça zorlayıcı olabiliyor. Ancak ne olursa olsun, biz burada bir sahneye çıkıyoruz. Tüketici mağazaya adım attığı anda tüm olumsuzlukların dışarıda kalması gerektiğine inanıyorum. Müşteri olarak ben nasıl güler yüz, doğru bilgilendirme ve şeffaf bir yaklaşım bekliyorsam, mağazamızda da bunu sunmaya özen gösteriyoruz. Amacımız sadece satış yapmak değil; doğru ürünü, doğru şekilde anlatmak ve müşteriyi en sağlıklı karara yönlendirmek. Bu nedenle her zaman objektif olmaya, doğru bilgiyi paylaşmaya gayret ediyoruz. Sadece satış odaklı hareket edip yanlış yönlendirme yapmayı hiçbir zaman tercih etmiyoruz. Çünkü bir müşteriye ihtiyacına uygun olmayan bir ürünü satıp, birkaç ay sonra “Bunu bana yanlış önerdiler” demesindense, belki daha alt segment bir ürün sunarak uzun vadede memnuniyetini kazanmak bizim için çok daha değerli. Önemli olan, müşterinin güvenini sürdürülebilir kılmak. Nitekim özellikle kurutma makineleri gibi bazı ürün gruplarında başlangıçta tereddüt yaşayan müşterilerimize doğru bilgilendirme yaparak karar süreçlerinde destek oluyoruz. Bu yaklaşımımızın karşılığını da sıklıkla “İyi ki sizi dinlemişiz” şeklinde geri bildirimlerle alıyoruz.
Bugün yine başlasanız bu işi yapar mıydınız?
Bugün yeniden başlama noktasında olsam, muhtemelen yine başlardım. Ancak mevcut koşullarda birçok kişinin aynı cevabı vermeyeceğini de düşünüyorum. Çünkü bu durum yalnızca bizim sektörümüze özgü değil; hangi alanda faaliyet gösterirseniz gösterin benzer zorluklarla karşılaşmak mümkün. Tarım makineleri üreten bir firmada da tablo çok farklı değil. Açık konuşmak gerekirse, bugünün ekonomik koşullarında Türkiye’de ticaret yapmak oldukça zor. Hangi sektörde olursanız olun, ideal anlamda sağlıklı ve sürdürülebilir bir ticaret ortamından söz etmek kolay değil. Buna rağmen, yeniden tercih yapmam gerekse yine beyaz eşya sektörünü seçerdim. Çünkü bu sektör, tüm zorluklarına rağmen son derece keyifli ve dinamik bir alan. Şehrin her kesimiyle doğrudan iletişim kurabiliyorsunuz. Sattığınız ürünün ardından tüketicinin memnuniyetini ya da yaşadığı sorunları birebir gözlemleyebiliyorsunuz.
Ayrıca bulunduğunuz şehirde saygı duyulan bir mesleği icra ediyorsunuz. Hem ekonomik olarak alt segmentteki müşterilerle hem de üst segmentteki tüketicilerle temas halindesiniz. Bu çeşitlilik, işi daha anlamlı kılıyor. Tüm zorluklarına ve yüküne rağmen, bu sektöre duyduğum sevgi hiç değişmedi.
Bu iş sizce sürdürülebilir mi?
Bu işin sürdürülebilirliği, büyük ölçüde içinde bulunulan döneme ve alınan aksiyonlara bağlı olarak değişiyor. Nasıl bir yaklaşım sergilediğiniz, ne kadar doğru zamanda doğru adımları attığınız belirleyici oluyor. Biz de bu konuları markamızla sık sık değerlendiriyoruz. Belirli dönemlerde doğru stratejileri uyguladığınızda, bu işin sürdürülebilirliğini sağlamak mümkün. Çocuğumun geleceği söz konusu olduğunda ise, büyüdüğünde bu mesleği tercih etmesini açıkçası isterim. Ancak aile içinde farklı beklentiler de var; annesi daha çok doktor olmasını arzu ediyor. Yine de kendi adıma, bu sektörde yer almasını ve bu işi yapmasını isterim.
Yetkili servisler konusunda düşüncelerinizi alabilir miyim?
Servis, fabrikada ürünü tasarlayan mühendisten bayideki satış temsilcisine kadar uzanan zincirin, tüketici tarafındaki son ve en kritik halkasıdır. Çünkü hiçbirimiz o eve girmiyoruz; tüketiciyle birebir temas kuran tek kişi servis çalışanıdır. Bu nedenle servis, tüketicinin “tamam” ya da “devam” kararını verdiği son noktayı temsil eder. Biz satış sürecinde doğru iletişimle, güçlü bir izlenim oluşturarak ürünü tüketiciyle buluşturuyoruz. Ancak servis tarafında yaşanabilecek olumsuz bir deneyim, tüm bu emeği bir anda sıfırlayabiliyor. Bu açıdan bakıldığında servis, sektörün en önemli ve en ciddiyetle ele alınması gereken başlıklarından biridir. Servis firmalarının ve çalışanlarının, yaptıkları işin sadece teknik bir hizmet olmadığını; satış sürecinin ayrılmaz bir parçası olduklarını unutmamaları gerekiyor. Kendi işlerinin sürdürülebilirliği açısından da bu bilinçle hareket etmeleri, müşteri deneyimini sahiplenmeleri ve sürecin tamamına değer katan bir anlayışla çalışmaları büyük önem taşıyor. Bu yaklaşımın, sektörün genel kalitesini yukarı taşıyacak temel stratejilerden biri olduğuna inanıyorum.
En çok yoran müşteri tipi nasıl oluyor sizce?
Bu durum dönemsel olarak değişkenlik gösterebiliyor. Bazı dönemlerde tüketiciler daha çok fiyat odaklı hareket ederek ürünü mümkün olan en düşük maliyetle almaya çalışıyor. Diğer yandan, ne alacağına karar veremeyen, kararsız tüketici profili de oldukça yaygın. Özellikle bu kararsız müşteri grubu, süreç yönetimi açısından daha yorucu olabiliyor. Biz, premium segmentte konumlanan bir marka olarak faaliyet gösteriyoruz. Ancak son dönemde yaşanan genel talep daralması, en üst segment ürünlerde dahi fiyat hassasiyetini artırmış durumda. Artık lüks ürünlerde bile tüketicinin ilk refleksi fiyatı sorgulamak oluyor.Özellikle son dönemde “Aldığım üründe gereğinden fazla mı ödeme yapıyorum?” kaygısının belirgin şekilde arttığını gözlemliyoruz. Bu durum, tüketici davranışlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör haline gelmiş durumda.
Yaptığınız mesleğin keyifli ve zor yönleri nelerdir?
Hem kamu sektöründe hem özel sektörde hem de yerli ve yabancı firmalarda çalışma fırsatım oldu. Bu tecrübelerden sonra esnaflığın kendine has çok farklı bir dinamiği olduğunu net şekilde söyleyebilirim.Esnaflığın en güzel tarafı; güçlü bir satışı başarıyla tamamladığınızda yaşadığınız o tatmin duygusu. Günün sonunda “Bugün iyi bir iş yaptık” diyebilmek, gerçekten büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Yaptığınız işin karşılığını doğrudan görmek ve hissetmek bu mesleği özel kılıyor. Ancak işlerin yavaşladığı dönemlerde bunun tam tersi bir tabloyla karşılaşabiliyorsunuz. Geceleri uykuların kaçtığı, sürekli hesap yaptığınız zamanlar da oluyor. Çünkü bu işte sorumluluk tamamen sizin omuzlarınızda. İşin en zor taraflarından biri ise aileye ayrılan zamanın kısıtlı olması. Özellikle maliyetlerin yüksek olduğu bu dönemde, mağazada daha fazla bulunmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da ister istemez ailenizden, özellikle de evladınızdan zaman çalmanıza neden olabiliyor. Ancak bunu da onların geleceği için yapılan bir fedakârlık olarak görüyorsunuz.Sektörün yoğun temposu ve finansal riskin sürekli omuzlarınızda olması, esnaflığı hem zorlayıcı hem de ciddi bir sorumluluk gerektiren bir meslek haline getiriyor.
Geleceğin perakendeciliği hakkında düşünceleriniz nasıl?
Türkiye’de de dünyada da perakendeciliğin varlığını sürdüreceğine inanıyorum. Elbette belirli bir doyum noktasına ulaşılacak ve bu süreçte çeşitli zorluklar yaşanacaktır. Bazı alanlar hâlâ gelişime açık ve “taze” diyebileceğimiz bir potansiyele sahipken, bazı alışkanlıklar ise değişmeden varlığını koruyacaktır. Bununla birlikte, bu alışkanlıkların önemli bir kısmı dijital kanallara kayabilir. Ancak insan doğası gereği duygusal bir varlık ve dokunma ihtiyacı her zaman var olacak. Özellikle bizim sektörümüzde olduğu gibi, ürüne temas edildiğinde kalitenin doğrudan hissedilebildiği kategorilerde fiziksel perakendenin önemini koruyacağını düşünüyorum. Perakendecilik elbette dönüşecek, evrimleşecek ve bazı sektörlerde tamamen online modellere geçiş yaşanacaktır. Hatta bazı alanların tamamen ortadan kalkması da kaçınılmaz olabilir. Ancak günün sonunda insan sosyal bir varlık. Bu sosyallik ihtiyacı var olduğu sürece, perakendecilik de farklı formlarda yaşamaya devam edecektir.
Önümüzdeki yıllar için hedefleriniz nelerdir?
Bugünün ekonomik koşullarında, önümüzdeki beş yıl için net hedefler koymak elbette kolay değil. Ancak buna rağmen kısa ve orta vadede önceliğimiz; mevcut mağazamızın ulaşabileceği maksimum performans seviyesine ulaşmak. Manisa özelinde bakıldığında, Siemens markasının hâlâ önemli bir büyüme potansiyeli olduğunu düşünüyoruz. Pazarda bize alan açabilecek fırsatlar mevcut. Özellikle son dönemde, genel fiyat seviyelerinin yükseldiği bir ortamda tüketicilerin daha bilinçli tercihler yaparak kaliteli ürüne yöneldiğini gözlemliyoruz. Bu da Siemens markasına olan talebin her geçen gün artmasını sağlıyor.
Önümüzdeki süreçte, büyük bir ekonomik kırılma yaşanmadığı takdirde, mevcut mağazamızda performansımızı daha da yukarı taşımayı hedefliyoruz. Bununla birlikte, uygun fırsatlar oluştuğunda farklı lokasyonlarda da yine Siemens markasıyla büyümeyi ve varlığımızı genişletmeyi arzu ediyoruz.








0 Yorum