60 bin doğrudan, 600 bin dolaylı istihdam alanı sağlayan bir sektörden bahsediyoruz. Türkiye’nin ihracatında yıllardır lokomotif görevi üstlenen bir sektörden… Ama gelinen noktada tablo net: Beyaz eşya sektörü alarm veriyor.
2026’nın ilk üç ayı… Sonuçlar ortada. Ne yazık ki kimse bunu yüksek sesle söylemek istemese de sektör küçülüyor. Üstelik bu küçülme geçici bir dalgalanma değil, yapısal bir sıkışmanın habercisi.
Bir hastanın check-up sonuçları gibi düşünün… Değerler sürekli kötüye gidiyor ama kimse hastaya “Durum ciddi” demiyor.
Toplantıya erken gittim. Türkbesd Yönetim Kurulu Başkanı Alper Şengül ile kısa bir sohbet etme fırsatım oldu. Yüzündeki ifade aslında her şeyi anlatıyordu. BSH’ın CEO koltuğuna oturmanın ağırlığı, hele ki böyle bir dönemde, kolay taşınacak bir yük değil. “İyi kaptanlar fırtınalı denizlerde belli olur” dedim. Başını salladı biraz umutsuzca ama ortada sadece fırtına yok, rota da kaybolmuş durumda.
Sonra Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri ile konuştum. Pandemi döneminde “Her şey düzelecek” diyen isimdi. O gün haklı çıktı. Peki bugün?
Cevap çok net:
“Satış var ama kârlılık yok.”
İşte meselenin özeti bu.

Bugün bayi satıyor ama kazanmıyor. Ciro var ama para yok. Raf dolu ama kasa boş.
Bu sürdürülebilir mi?
TÜRKBESD verileri de bunu doğruluyor. İç satışlardaki düşüş durmuş gibi görünüyor ama bu bir iyileşme değil. Sadece düşüşün yavaşlaması. Yani hâlâ eksideyiz.
Daha açık söyleyelim: Sektör nefes almaya çalışıyor ama oksijen yetmiyor.
Toplantıda yine aynı başlıklar…
Enerji verimlili ürünler, sürdürülebilirlik, yassı çelik meselesi, GEKAP, korsan servisler…
Yıllardır aynı sunum, aynı cümleler, aynı gündem.
Kimse çıkıp şunu sormuyor:
“Bu sektör neden kâr edemiyor?”
“Bayi neden ayakta kalmakta zorlanıyor?”
“Bu işin sonu nereye gidiyor?”
Asıl kırılma noktası ise insan kaynağı…
Teknik servis bulamıyoruz.
Satış danışmanı yetiştiremiyoruz.
Gençler bu sektöre girmek istemiyor.
Çünkü sahada gelecek görmüyorlar.
Herkes merkeze kaçmak istiyor. Beyaz yakalı olmak istiyor. Kimse tamirci olmak istemiyor, kimse tezgâhta durmak istemiyor. Peki bu iş sahada yapılmayacaksa nerede yapılacak?
Daha da çarpıcısı…
Türkiye, üretimde hâlâ Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri. Ama üretim rakamları 10 yıl öncesine dönmüş durumda. Bu nasıl bir çelişki?
Şu soruyu artık yüksek sesle sormak zorundayız:
Avrupa’nın yavaş yavaş terk ettiği bir sektörü Türkiye daha ne kadar sırtında taşıyacak?
Ve daha önemlisi…
Biz ne zaman “çok sat – az kazan” modelinden çıkıp
“az sat – çok kazan” modeline geçeceğiz?
Yani yükte hafif, pahada ağır ürünlere…
Bugün konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek daha var:
Bu gidişle bayi kapanmaları başlayacak.
Peki kim bunun hesabını yapıyor?
2026 sonunda kaç bayi ayakta kalacak?
Kaçı kepenk indirecek?
Bu soruların cevabı yok.
Ama gerçek şu:
Sektör sessiz bir kriz yaşıyor.
Ve en tehlikelisi…
Herkes bunun farkında, ama kimse açık açık konuşmuyor.








0 Yorum